terziler enselendiği gün kaçan sen değil miydin
meydanın birinde yükselen sesin yırtılırken
en yeni ve parlak kumaşlardan dikilen masken ardında
yürüdün, hep yanı başında ahvâl ve âfat
dilediğin kadar döndür yüzünü avuçlarının
dilediğince sert bassın yere ayakların
sesin değil miydi utanan, güneş kaplı bir kubbenin altında
sen sahici bir gülüş kovalarken enkazın alın çizgisinde
mimarca
ilkin idrak, yuva bildiğin tarladan
henüz zerrece bir köşeye işaret olamadığını
ve kabul
kısmet olmadı belki sana
insan unutur diyelim insan olmakla fakat uyku da utanır
burada, selim topraklarda gözünü açmış olmak hürmetine
sonra yine bu topraklara bakmak aşkına
ya kalbinin enine boyuna kavrulduğu vakit
duvarlar yorulurken insan üstüne yığılmaktan
kırılan camların arasına pusmuş
tarihi geçmemiş merhemlere rağbet eden kim
kim ikna olabilir takvimlerin suçlu olduğuna
vurdular ertesi günden serinlik getiren çocukları
hani anneyi baş üstünden indirmeyen sen
sen görmedin, nerede kaldı gözlerin
sokağa bırakılan bir muhabbet kuşunun
ölümü beklediği gibi muhabbet diye
beklemek düştü, gözünü kırpmaya dahi vakit yetiremeyenlere
çünkü zamanla değil, cesaretle döktü kanatlarını yerli kuşlar
ondan kaldılar yuvalarında
değilse kim istemez göğe uzanmayı
toprak yutmaktansa
görmedin, bez parçası sanıp da kalbini
terzine bırakıp gittiğinden
maskene ilişen toz taneleriyle ayırt edemez oldun
avuç içi kadar ölümlere yas tuttuğun geceleri
iki kolun bundan kinli düştü omuzlarına