İnsanın ikilemde kalması tabii bir olaydır. Her bireyin zaman zaman yaşadığı, kimi zaman üstesinden geldiği, kimi zaman tercihte zorlandığı ve istişare ederek çözüm ürettiği bir durumdur. Ne yapmalı sorusunun bu tür yaşanmışlıklarda her fertte bir cevabı vardır. Tavsiyeler ve telkinlerde kişinin yaşadıklarından hareketle önerdikleri, önemsedikleridir. Tali meselelerde bu tür ikilemleri aşmak kolaydır. Hayatı meselelerde çözüm odaklı da olsa yaşayanın iç dünyasını aydınlatması, tercih neticesinde oluşacak durumu kabullenmesi de kolay değildir. İkilem diyoruz. Sosyal hayattan sağlığa, geleceğe dair tercihlerden iç dünyadaki kargaşaya, rutin hayattaki sıradan meselelerden, yarınları etkileyecek hayati kararlara, her alanda insanın zaman zaman yaşadığı bu halet-i ruhiye bir gerçekliktir.
İnsan ruh ve bedenden oluşan bir varlıktır. Fiziki ihtiyaçlarını karşılamak için çalışır, bir ömür kendisi ve devam eden nesli için birikimler yapar. Çağımız insanının uzaklaştığı ve uzaklaştırıldığı ruh dünyasıdır. Ölüm sonrası varoluşun, dünya hayatını idamedeki gayenin uzağında, tabiat merkezli bir inanışın potasında insanlık inançsızlığa sürüklenmektedir. Bu hayati konuda çoğu insan yanlış telkin ve yönlendirmelerle ikilemde kalmakta, iç özgürlüğü inançsızlık zeminine taşımaktadır. Hakikatten uzaklaştırıldıkları ya da uzaklaştıkları için, her şeyi eşya bağlamında ele alıp, inancı devre dışı bırakarak, doğa hayat verdi telkinleriyle akıl oyunlarına alet olmaktadırlar. Yaptıkları kritikler yüzeysel, içine düşürüldükleri girdap çıkılmazdır.
Özellikle çocuklar ve gençler, temiz yüreklerini kirleten ve yaratılış gayesinden uzaklaştıran, ‘modernizm’ kalıbına sokulmuş, kurulu tuzakları fark edememekte, yanıltılmaktadırlar. Materyalizmin farklı isim ve araçlar, albenisi olan tasarım ve görsel, sözlü ve yazılı metinleri zihinlerini çelmektedir. Kimi kitle iletişim araçları ve sosyal medya bu doğrultuda yaylım ateşine devam etmektedir.
Aile, sosyal hayat, sokak ve caddeler bunun işaretleriyle doludur.
Ruhsuz bir nesil olsun istiyorlar.
Tefekkür eden, akleden nesiller bu tuzaklara düşmeyeceklerdir.
“Ben insanın ruh, ruhun da bir tapınak olduğuna inanıyorum. Bir başka deyişle, insan ruhunda bir tapınak, insan ruhunun bir tapınak olduğuna inanıyorum. İnsan orada kendi içine eğilir; o dupduru suda bulanıklığa ait ne varsa temizlenmeli ve o mermersi geometride tek ışık ve tek aydınlık yansımalıdır: Allah’a inanma ışığı ve O’na inanma aydınlığı. Sesimi yükseltirsem bunun için yükseltirim. Yoksa bunun dışında dünyada hiçbir şey ses yükseltmeye değmez. Yaşamayı ve ölmeyi, mekâna ilişmeyi, zamana girmeyi, daha doğrusu zaman ve mekânla diyalog kurmayı, ancak ve ancak bu inanç uğruna göze alabilirim. Aşktır o benim için. Yoldur. Anlamdır. Sestir. Ülküdür. Varoluştur.
Tanrısızlığın karanlığında ruhum daralır, boğulur. Asit içinde erir gibi. Gazda boğulur gibi. Yüreğimi ancak O çarptırır.”(Sezai Karakoç)
Fıtrat bir nimettir.
Kıymetini bilmek lazım.

Bu yazıyı paylaşın