| Şehir üzerine inceleme yapan araştırmacıların tasnifine göre, şehirleri geçmiş ve gelecekle bağları açısından dört ana grupta incelemek mümkündür. Birinci grupta geçmişi çok zengin olan ama bugünü ve geleceği olmayan şehirler var. Bunlara müze-şehirler adını veriyoruz. Örneğin Harran, Babil… İkinci gruba girenleri, geçmişi olmayan ama bugünü çok canlı yaşayan şehirler oluşturuyor. Örneğin Kuzey Amerika Şehirleri, Las Vegas, San Francisco, Üçüncü grup hem geçmişi hem de bugünü ve yarını olmayan şehirler. Bu şehirleri Mustafa Armağan şöyle tanımlıyor: “Çölün ortasında sıfırdan ihdas edilen Brasil, bugün dünyanın en büyük problemlerinin en yoğun bir şekilde yaşandığı şehirlerin başında geliyor; çünkü geçmişe ait tutamaklara sahip değil, çünkü hareket etmek zorunda, hep bugünün kaygan zemininde bir iz bırakmadan ileri geri hareket etmek zorunda. Tıpkı bütün modernist çabalar gibi hep bugünde demirlemek zorunda.” Geçmişten bugüne ve bugünden geleceğe bir ırmak gibi akan şehirler, bize hem geçmişin diri tarihi bağlarını sunar, hem de bugün nereye ve nasıl yaslanacağımızın sırlarını verir. Hafızasını yitirmeyen ve zamanın bütün boyutlarında sağladığı akıcılığıyla kalpleri fetheden ırmak şehirler vardır. Bu ırmak şehirlerden biri de modernizmin arka plana ittiği fakat tarihin göz bebeği olan Urfa’dır. Urfa bugünkü durumuyla bir ırmak şehirdir. Çünkü bir yönüyle geçmişi çok eskilere dayanmakta, diğer bir yönüyle geçmişten miras aldığı kültürü canlı canlı yaşamaktadır. Derinlerde sakladığı dinamikleriyle de geleceğe bir nehir gibi akmaktadır. Bu anlamda içinden peygamberlerin geçtiği bir şehir olarak tarihe yaslanmakta, mümbit Harran Ovası’yla ve onu sulayan GAP ile tarım ve ticaret merkezi olma yolunda ilerlemekte ve bu zenginliğini geleceğe taşımaktadır. Bunlara rağmen Urfa, modernizmin saldırıları karışısında birçok özelliğini kaybetmiş durumda. Bunu çok iyi algılayan Şair-yazar Mehmet Kurtoğlu, Urfa üzerine yazdığı kitabına “Hafızasını Kaybeden Şehir” ismini vermiştir. Ve onun yazdıklarına bakıldığında “Şehrin hafızası olan tarihî mekanlarının yıkıldığını, ölümsüz simalarının unutulduğunu ve bu yüzden şehrin hafıza kaybına uğradığı “ yazılmaktadır. Gerçekte Urfa hafızasını kaybediyor mu? Yoksa bizim söylediğimiz gibi ırmak bir şehir olarak değişim dönüşüm geçirerek geleceği mi kuruyor? Urfa’yı kuşatan modernist kuşatma evvela yanı başında bir sanayi kenti Antep’i örnek alarak veya onu taklit ederek başlamıştır. Şehri yönetenlere baktığımızda, Kurtoğlu’nun söylediklerini doğrulatırcasına bir yolda ilerlediklerini görürüz. Zira on üç bin yıllık bir şehri tanıtan belgesele “Doğuştan Marka Şehir” adını koyarak onu metalaştırdıklarını, şehrin hafızası olan isimlerini geri plana ittiklerini görürüz. Peygamberler Şehri, Rüya Şehir, Efsane Şehir, Hayal Şehir, Türkü Söyleyen Şehir, vs. isimleri bir yana itip “Markalaşan bir şehir” üzerinde durmak elbette şehrin hafızasının kaybolmasını hızlandırmak demektir. Şehirlerin kendilerinde egemen olduğu değerler nisbetinde kimlik kazandığını biliyoruz. İstanbul’un boğaz ve minareleri, yedi tepe üzerinde görünümü, Konya’da Mevlana Külliyesi, Diyarbakır Surları, Kudüs’de Mescid-i Aksa da var olan bir kimliktir. Urfa’da Balıklıgöl, peygamber makamları, kale ve tarihî Harran Evleri ve tarihî üniversitesiyle kendine mahsus bir kimliği vardır. Bu manada “Urfa, taşıyla toprağıyla mübarek bir şehirdir. Türkiye’nin Medine-i Münevverisidir…” Geçmişi olduğu gibi geleceği olan ve bunu bütün dayatmalara ve hafızasını silmelere rağmen kendini yitirmeyen bir dik duruşu ve akışı olan bir şehirdir. Fırat Nehri gibi bazen çağlayarak bazen öfkelenerek, bazen de kıraç ovaları yeşillendirerek akmaktadır. Çünkü Urfa, İbrahim Peygamber’in destansı mücadelesinin doğduğu ve tevhid akidesinin yayıldığı bir medeniyet şehridir. Bu sebeple Urfa’yı Irmak Şehirler içinde değerlendirirken tarihî süreci geleceğe iletme konusunda hassas davranmalıyız. Çünkü Şehir, Mustafa Armağan’ın deyimiyle “Asla affetmez.” |