orda dur!
küpeşteye çekilen ölü bir kılıçbalığınınkine
benzemesin gözlerin
çünkü bir zamanlar
hani aşkın sabra güvey olduğu zamanlar
elvan iklimlerin gül salgınları
hâreleyip geçtiğinde kalplerimizi
canımız uzak yolculuklar çektiğinde
bize sisli mercan adalarından
masallar taşıyan sendin.
sıranı savdın gayrı asfalt yollarda
toplu kıyım ritüellerinin kahkahalarıyla
sınandı ruhun
önsözünde bir miladı yargılayan
sağır ve ihtiyatsız yangınlarda
önce sen davrandın buluta
önce senin yağmurun.
orda kal!
umudum en çok ikimizi alacak kadar geniş
en az evreni kaplayacak kadar dar