Kısa Şiir
bir vurdum duymazlık sokakta, pazardasaati saatine kurulmuş gidiyor. Tezgâhta:ayva ‘sarıyım’ demiyor.dese de bir iftar vakti değil kafiye üstüne kafiye gelmiyor…
bir vurdum duymazlık sokakta, pazardasaati saatine kurulmuş gidiyor. Tezgâhta:ayva ‘sarıyım’ demiyor.dese de bir iftar vakti değil kafiye üstüne kafiye gelmiyor…
çöl bastım bedevi gövdemerecmedilmiş bir akşamdıizlerini silebilmek içingeçmişin kızgın benizli kumlardayorgun bir coğrafya tenimtenha bir yer bulamıyorum aynalardaiçim de kalabalık…
kırık bir cep aynasına bakıp bakıpsaçlarını ıslatan delikanlınıniçinde bir aşk hışırdar yaşmaklı bir kız gibi yürür hüzünkaranlık gecenin koynuna girerkar…
Ey gökyüzündeki ebem kuşağına kanat çırpmak isteyen yürekler, asumanda gördüğünüzü gökkuşağı mı sandınız? Yoksa Ali Kuşçu’nun güvercinleri mi? Ali Kuşçu’yu…
Yazılmak için yalvaran hiçbir konu, doğal cazibesini yitirmeksizin vücut bulmaz. Yazmak zorunda kaldığımız zamanları ne kalemimiz, ne de biz hatırlamak…
Kaç gecenin imanını solukladı maviyle. Mecnun’un sözündeki Leyla’ydı o. Ona bakan, nurdan bir aydınlığa bakardı sanki. Gözleri kömür karası değildi…