Kış Güzeli’ni aramaya çıkıyoruz erkenden.

Şehrin sokak ve caddelerini didik didik edi­yoruz, AVM’lere girip çıkıyoruz, varoşları talan ediyoruz, sahile inip karşılara bakıyo­ruz; yok!

Dağlara çıkıyoruz Kış Güzeli’ni aramak için.

Bütün koyaklara, mağaralara bakıyoruz, ağaçlara çıkıyoruz, ağaç gövdelerindeki yosunları kaldırıyoruz, otları ve yaprakla­rı aralıyoruz, yüksek uçurumlara çıkıp Kış Güzeliii, Kış Güzeliii! diye haykırıyoruz; yok!

Kış Güzeli’ni buluruz umuduyla vadilere iniyoruz.

Günlerce yürüyoruz köylerden, obalardan geçerek, pınarlardan soğuk sular içerek; sonra ırmak ve nehirlere akıyoruz, göl ve denizlere giriyoruz, yeğnileşerek çıkıyoruz; balıklara soruyoruz, ahtapotların kollarına bakıyoruz, midye ve istiridyelerden yardım istiyoruz, bir denizatıyla okyanuslara açılı­yoruz; yok!

Geceye inip karanlıklara karışıyoruz sonun­da; acı bir gayretle yürüyoruz; bitkinlikten yığılıp düşenler oluyor ama vazgeçmiyoruz. Bir hoşluk sarıyor etrafımızı birden, misk kokulu bir güzellik kuşatıyor; tamam diyo­ruz, Kış Güzeli işte burada!

Kış Muhabbeti

Adamlar kış muhabbeti için toplanmış köy odasına doğru yürüyorlar karlara bata çıka, ağır ve acelesiz adımlarla. Karın getireceği bereketi düşünüyorlar bir yandan, bir yan­dan da türküler mırıldanıyorlar alabildiğine yanık ve yaralı.

(Ben altılı yaşlardayım henüz ve adamlara bakıyorum biraz şaşkın, biraz ürkek; cebim­de anacığımın az önce kavurduğu leblebiler, ellerimi ve bedenimi ısıtıyorlar yavaştan. Adamlardan birkaçı başımı okşuyor yanım­dan geçerken; nasıl bir yeğnilik oluşuyor o an içimde, nasıl bir güvenç gelip yerleşiyor benim o çocuk gönlüme, bunu bilemezsi­niz!) Adamlar ortada gürül gürül yanan kuzine­nin etrafında oturuyorlar şimdi de. Bir ta­raftan çaylarını yudumlarken, bir taraftan da muhabbeti besmele ve dualarla başla­tan Hacı Molla’yı dinliyorlar pür dikkat. Kimi anlatılan hikâyeyi muhayyilesinde canlandırmaya çalışıyor, kimi de dışarıdaki rüzgârın ıslığına veriyor kendini; muhabbet böyle böyle sürüp gidiyor.

(Bense ilk kez orada duyuyorum cenk hikâyeleri diye bir şeyi; Hacı Molla anlattıkça ben hayret ve heyecanla coşuyor, muhayyi­lemde canlandırdığım al atıma bir çırpıda atlayıp cenge gidiyorum yalın kılıç.)

Kış Sonu

“… (dedem daima akyel esti mi, korkacak bir şey kalmaz,

kışın işi bitmiştir, derdi).” -Bahçıvan ve Ölüm/ Georgi Gospodinov-

İşte bitiyor kış!

Bitmesini hiç istemediğim halde, bitiyor.

Kış Hâlleri’nin de sonu geldi öyleyse.

Buraya kadarmış demek ki! Buradan sonra­sı, yeni şeylere açılmak, başka bir yolculuğa çıkmak demektir; haydi hayırlısı!

Cemreler ardı ardına düşünce kışın dayana­cak gücü kalmaz artık; o, sert ve haşin yolcu­luğu bitmeye yüz tutar. Hele bir de akyel de esmeye başlamışsa, kışın işi bitmiş demektir.

Dikkat ettiyseniz ortalığı beyaza kesen, özellikle çocukları coşturan kardan hiç söz etmedim ne yazık ki.

Söz etmedim, çünkü eskisi gibi kar yağmı­yor artık; baksanıza ortalık günlük güneşlik; millet sokaklarda gün boyu piyasa yapıp duruyor.

Çocuklar kartopuyla, kızakla, kardan adam­la kendilerinden geçmeyi kim bilir nasıl öz­lemiştir.

Bu söylediklerim ülkemizin batısıyla alâkalı; doğu bölgelerindeyse durum tama­men farklıdır.

Oralarda kış sert geçer ve birçok zorluğu da peşi sıra getirir; yollar ikide bir ulaşıma ka­panır mesela. Okullar kapanır, şehirler ka­panır, insanlar kapanır.

Doğu’da zordur kışı yaşamak, hem de çok!

Bütün mevsimleri sevmeme rağmen kışın yeri ayrıdır bende; kışı başka severim.

Kış demek, ev demektir çünkü; çekilip bir köşeye kaybolup gidersiniz kitapların için­de.

Ya da eller paltonuzun cebinde, uzun yürü­yüşlere çıkarsınız şehrin caddelerinde bir başınıza.

Kültürel etkinlikler de ağırlıklı olarak bu mevsimde yapılır, kahvelerde sıcacık çaylar eşliğinde sımsıcak muhabbetler de öyle.

Bu açıdan bakıldığında kış, diğer mevsim­lerden birkaç tık öndedir bana göre.

Bahar evet, bir diriliş mevsimidir; yeşilin topraktan inanılmaz fışkırmasıdır, bir dü­ğün, bir âyindir adeta.

Yaz, rehavet demektir; sıcaklardan dolayı tembelliğin zirve yaptığı zamandır; evet, öyledir.

Güz tastamam bir telaş aralığıdır; koştur babam koştur, günlerin o inanılmaz kısalı­ğında.

Kış ise, o telaş ve koşuşturmanın bitip de hayatın üşümeyle karışık tuhaf bir sakinliğe ulaşmasıdır sanki.

Neyse, olacak olanın önüne geçilemez; her yolculuğun bir sonu vardır mutlaka.

Dünya dönüyor çünkü, hayat dönüyor, biz dönüyoruz. Kış bitiyor işte Kış Hâlleri’yle birlikte, döne döne.

Ve ben inanılmaz hüzünlüyüm.

Dönüyorum