Kış Duası
Allah Teâlâ katında duadan daha kıymetli bir şey yoktur
-Hadis-i Şerif-
Duanın, Yaradan ile konuşmak, kulluğun en güzel bir lisan ile dile getirilmek olduğunu biliyorsun, O’nun sonsuz kudretini de. İşte bu hâl ile önce gidip bir güzel abdest alıyorsun, sonra da ellerini açıp duaya duruyorsun huşu içinde: “Yâ Rabbi!” diyorsun titreyen bir ses ile: “Sen Rahimsin, Rahmansın; Kerimsin, Cabbarsın; esirgeyicisin ve bağışlayıcısın; biz ancak sana ibadet eder ve ancak senden yardım dileriz. Yâ Rabbi, sen yeryüzündeki bütün kardeşlerimize, bilhassa Filistin/Gazze’deki, Doğu Türkistan’daki, Arakan’daki, Suriye’deki, Yemen’deki, Irak’taki, Afrika’daki, Kafkaslar’da ve Balkanlar’daki bütün kardeşlerimize ulaştır dualarımızı, onları haberdar eyle; ayrıca bütün mazlumları da koru! Her türlü kötülükten, fenalıktan ve saldırıdan uzak tut cümlesini! Zalimleri yerle yeksan, kâfirleri kahr-ı perişan eyle, kahr-ı perişan eyle, kahr-ı perişan eyle!”
Sen bu duayı ederken, Gazze’de hayatlarını kaybeden binlerce kardeşin ve masum çocuklar canlanıyor muhayyilende; kanlı ve parçalanmış bedenlerinin melekler eşliğinde göğe doğru yükseldiğini görüyor ve ürperiyorsun; içinde bir yerlerde müthiş bir serinlik hissediyorsun bir taraftan da! İsmail Haniyye, Yahya Sinvar, Gazze’deki soykırımı protesto için kendini yakan Aaron Bushnell, Ayşegül Ezgi Eygi hızla ve ama kanlar içinde geçiyorlar gözlerinin önünden. Doğu Türkistan’da insanlık dışı uygulamalarla zulüm ve işkence gören kardeşlerin, onlar da kanatıyor kalbini; Arakan’daki zulüm ve işkenceler de!
Bu dua, yaz ve kış her daim senin dilinde aslında. Yeryüzünde zulümler arttıkça, sen bir tek bunu yapabiliyorsun; oturuyorsun, kalkıyorsun, haykırıyorsun, deliriyorsun, bir yerleri yumrukluyorsun…
Çaresizlik, ah çaresizlik!
Sonra duaya durarak sakinleşiyorsun biraz.
Yaptığın dua bittiği halde öylece kalıyorsun oturduğun yerde; yaşlar süzülüyor gözlerinden, başın önüne düşüyor; düşüyor ve üşüyorsun…
Kış Sofrası
“Sofranın kışı da mı olurmuş? Sofra, sofradır; evlerimizde her gün üç öğün kurulur ve bizler de Bismillah diyerek oturur, karınlarımızı afiyetle doyururuz orada. Şimdi durup dururken bu kış sofrası da nereden çıktı böyle” diye atarlandığınızı duyar gibiyiz. Hiç fark etmez! Mademki kış mevsimindeyiz, öyleyse, kurduğumuz sofraya da kış sofrası dememizde bir sakınca olmasa gerek! Üstelik kocaman, neredeyse yeryüzü büyüklüğünde; çocuklar, yolcular ve yoksullar için kurulmuş ve her daim hizmet veren bir sofra bu!
İçeriye açılan üç kapıdan ilkini açıyoruz bir tören edasıyla. Önce gözümüzün nuru çocukları buyur ediyoruz. Hepsinin de ellerinde birer Alâeddin Lambası. (Daha önce söz etmiştik biz bundan Sofranın Kandilleri şiirimizde) Hoplaya zıplaya geçip oturuyorlar sofraya.
İkinci kapıdan yolcuları alıyoruz hürmetle; geçip otururlarken sofradaki yerlerine yorgunlukları çok belli oluyor yüzlerinden; aylar süren uzun ve zorlu yolculuklar yapmış olmalılar diye düşünüyoruz, karlı karanlık vadilerden geçmiş olmalılar; belki de deniz aşırı ülkelerden geldiler hırçın dalgalarla boğuşa boğuşa. Konuşmaya mecalleri kalmamış gibi hepsinin de. Sessiz kalarak dinleniyorlar sanki.
Üçüncü kapıyı açtığımızda, eşiğe yığılmış yoksullara baka kalıyoruz; kopuyor içimizdeki bütün teller; saatlerce ve saatlerce gelemiyoruz kendimize…
Kış Yolcusu
Ben, yolculuğa başladığım anda, yolculuk öncesi
“dünyamı” tümüyle unutulmuşluğa bırakırım. Artık o
dünya benim için adeta yoklara karışır.
-Rasim Özdenören;Acemi Yolcu.-
Adam sözcüklerin peşine takılmış gidiyordu karlı bir kış ikindisinde; tutup sayıyoruz, dokuz sözcük hepsi: hayat, yaşamak, yol, yolcu, kar, kış, akşam, üşümek ve ölüm. Sözcüklerin biri hariç tamamı sert dikenlerle kaplı! Zorlanıyor adam bu yüzden; çünkü diliyle fısıldadığı sözcükler dilini, kalbiyle tekrarladığı sözcükler de kalbini kanatıyor durmadan. Hava soğuk, buz gibi! Bakışlarını uzaklarda sisler içinde kaybolmaya yüz tutmuş sıradağlara çeviriyor bir yardım bekler gibi. Bir yandan da sözcüklerin dikeninden korunmaya çalışıyor. Ne kadar çok çabalarsa çabalasın boşa gidiyor bütün gayreti. Bunu gördükçe umutsuzluğu daha da artıyor kış yolcusunun; çöküp kalıyor olduğu yere.
Derken, bir karınca peyda oluyor başının üzerinde; siz buna ister uçan karınca deyin, isterseniz kanatlı karınca, hiç fark etmez. Yardımına geldi çünkü kış yolcusunun; kurtaracak onu sözcüklerin dikeninden; ısıtacak kollarının arasında; diriltip canlandıracak; hayat verecek; yoldaşlık edecek türküler eşliğinde. Sadece tek bir sözcüğe dokun(a)mayacak uçan ya da kanatlı karınca; ölüm sözcüğüne.