Kurşun Kokuyor Kelebekler

Hani umutlarım diyerek bir martıyı benim ülkeme salıvermiştin ya… Ey çocuk! Senin yüreğin de bilsin bir çocuğun düşlerini diye… Yüreğimde asırlardır saplı, paslı bir bıçağın ucu, martının gövdesine değdi. Kan revan oldu ak güllerin kıskandığı, martının beyazı. Kandan damlalar büyüdü kanadında. Ey çocuk, umudunun beyazı, yüreğimde gülün alına gönül verdi!
Sen ki, adım attığın toprakların ülkesine bahar ekmeliydin, papatyalar can bulmalıydı bakışlarını dolduran vadilerde. Mor sümbüller, çocuk şarkılarının nağmelerini yazmalıydı dudaklarına.
Sen çocuktun. Karıncaların küçüklüğüne, ağaçların büyüklüğüne şaşırmalıydın. Bulutlara kadar uzayıp, onların üzerinde uykuya dalmayı hayal etmeliydin. Yıldızlar neden düşmüyor ayakkabım ölünce annesi ağlar mı diye sormalıydın.
Sen yemyeşil bir ormanda sarı renkli bir kelebeğin peşinden, kaybolmayı düşünmeden koşmalıydın. Yorulana dek. Mavi çiçekler toplamalıydın annen için.
Sen gecenin lacivert rengine kapatıp gözlerini düşler ülkesinin kapısını aralamalıydın annenin sıcacık kucağındayken. Yağmurların saçlarından tutunup gökkuşağından kaymalıydın.
Sen çocuktun. Ölümsüzleşmeliydi yedi renkte, dudaklarında açan tebessümün. Yarınında umudun rengi dediğin martılarını savuracağın bir sürü yürek olmalıydı sana.   
Oysa kan değdi martının akça pakça gönlüne. Elindeki umut fırçasıyla üzerlerine beyaz benekler kondurmanı beklerken gelincikler, kanın onların rengine karışıyor şimdi.
Yağmur, parmaklarına sığınan hayallerin değil artık. Yağmur, annene sığınmış bedenine, düşen gönül yarası…
Ey çocuk! Yedi renkli kelebekler kanatlarını önce yağmura sonra senin haykırışlarına açmalıydı.Düşlerin kelebeklerin renklerinde boğulmalıydı. Şimdi kelebekler boğuluyor kurşun seslerinde. Gözlerinle boyadığın gökkuşağı kül rengine bürünmüş bak. Boşalttı yüreğinden gökkuşağı renklerini… Ve şimdi nefret biliyor gül deren bıçakları. Sevgiye muhtaç ömürler, çocuğa muhtaç toprakları suluyor şimdi. Kuşların sesine aşina kulaklarında bomba sesleri patlıyor.
Mavi bir sonbahardan geçtin. Yüreğin pembe bir kışın ortasındayken, renklerin, kurşun rengini mi seçti ey çocuk?
Yağmur kokmalıydı dolunay misali gözlerin. Şimdi sel vurdu talan mı oldu masum bakışların? Anne göğsünün sıcaklığına alışkın bedenin, yine toprağın soğuk kucağında üşüyecek mi ey çocuk? Yine beyazlar giyip sessizce ayrılacak mısın annenin kollarından?
Sen daha cemresindeydin baharın. Cemrene kar düşürdüler.
Ben de ise, yüreğimde paslı bir bıçak, üzerimde ak pak bir martının kanı. Bu kanı yıkayıp çıkaramayan gözyaşlarım… Küçük avuçlarınla beslediğin dev martı, denizler dolaşmalıydı, okyanuslar aşmalıydı. Beyaz, ebedi elbisenin değil, yarının rengi olmalıydı.
Martı sesleri azaldı içimin ve kelebekleri gece yaşıyor düşlerimin şimdi.
Sen sebepsiz gülmeliydin. Şimdi bir bomba sesinde son bulurken nefesin, ağlamana bile izin vermiyorlar. Cihan kirpiklerinde ıslanıyor ey çocuk! Oysa her kuşla ayrı ayrı tanışmalıydın. Avucunda bir serçeyi öpüp koklamalıydın. Sonra serçe olmayı istemeliydin, uçmayı istemeliydin sen.Sen çocuktun.
Kuşlara da beyazları giydiriyorlar çocuğum. Yedi renkli kelebeklere de… Sevgiye de… Kapanacak bir gün gözleri, kuşlara beyazlar giydirenlerin, sen gözlerini açtığında… Ve sen kapayıncaya kadar onların gözleri sonsuzluğa kapanacak. Sevmeyi sevmiyorlar çocuğum. Martıları ve renkleri de sevmiyorlar onlar.
Sen bir çiçeğin dalında koklamalıydın mavi renkli kelebeği. Şimdi kelebekler bile kurşun kokuyor çocuğum.

Bu yazıyı paylaşın