ölü terleri vurulur şakaklarıma içinde upuzun bağırtılar
tuz biber olur yaralarına utangaç bir kızın söyleyemediği
su üşür zifiri karanlık örterler mağaralardan getirerek üstüne
trenleri uyandırmayın şehrin koynunda istediği kadar uyusun
gidecek biliyorum bütün umutlarım gidecek bir akşamüstü
bir bıçak gibi saplanacak hüzünler ağrıyan yerlerine sevdamın
güneş ezmesi dudaklarını aşk yosunları örseleyecek sus
deniz gözlerinde demir atacak martılar ah bir gelse
ellerini eskimo çocuklarını ısıtan ellerini bir tutsa yüzüme
isyan islenir mi sanırsın kahır ocaklarında körüklendikçe hep
gizlice bir kelepçe vurulur gülüşlerine ölüm çarşılarında
kaçmaya mecali mi kalır yağmurdan sağılan düşlerin gönlüme
sonra bir hışırtı başlar gökyüzünde karanlıkta bir telaş
bulutlar ağzına kadar uçurtma dolu yağmur bilmiyor
kuş yemleri cebinde uyuyan çocukları öpmekte dolunay