| Selçuklular devrinde, değişik bölgelerden Anadolu topraklarına taşınan farklı tasavvufî eğilim ve mektepler, Anadolu’nun İslâmlaşmasına yaptıkları katkıları yanında, burada birlikte yaşamaya başlamışlar ve yeni tasavvufî sentezlerin oluşmasını temin etmişlerdir. XI. asrın başlarından itibaren meydana gelen göçlerle, Anadolu’ya taşınan değişik tasavvufî anlayışlara bağlı derviş grupları, fethedilen topraklarda zâviyeler açmış ve her biri geldiği yerin fikir cereyanlarının etkisi altında olduğundan, bu dönemde Anadolu, değişik tasavvufî akımların kaynaştığı ve yeni tasavvuf anlayışlarının ortaya çıktığı renkli bir coğrafya hâlini almıştır. Anadolu Selçukluları zamanında oluşan tasavvufî akımlardan biri de Mevlevîliktir. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin tasavvuf anlayışından yola çıkarak, oğlu Sultan Veled’in gayretleriyle tarihteki yerini alan, ancak asıl hüviyetini ve gücünü Osmanlılar zamanında kazanan ve en önemli tarikatlardan biri hâline gelen Mevlevîlik, altı asırlık Osmanlı Devleti boyunca, Türk toplumunu belki de en yakından etkileyen tarikat olmuştur. Türk topraklarında vücut bulmuş bir tarikat olarak Mevlevîlik, ortaya çıkışından 1925 yılında tekkelerin kapatılmasına kadar geçen süre içerisinde, gerek Türk kültür muhitlerinde gerekse Osmanlı toprakları dahilindeki diğer kültür çevrelerinde, Türk kültür, sanat ve mûsikîsinin tasavvufî zeminde temsilciliğini yapmıştır. Osmanlı sınırları içinde, Anadolu başta olmak üzere Mısır, Suriye, Irak ve Azerbaycan’dan Avrupa içlerinde Macaristan’a kadar, pek çok ülkede açılan mevlevîhâneler, tasavvufî alanda üzerine düşeni yerine getirerek bir çok önemli mutasavvıfın yetişmesine katkıda bulunmanın ötesinde, aynı zamanda bulundukları bölgelerde birer siyâsî temsilcilik fonksiyonunu da icrâ etmişlerdir. Altı asırlık Mevlevîlik tarihinden bir kesiti inceleyen ve “XIX. Asırda Mevlevîlik ve Mevlevîler” adı altında bir doktora çalışması olan kitap; bu bir asırlık zaman diliminde yer alan Mevlevîleri, Mevlevî şeyhlerini, mevlevîhâneleri ve bu tarîkatı ilgilendiren sosyo-ekonomik, kültürel, siyaset ve sanat olaylarını kapsamaktadır. Bir giriş ve dört bölümden oluşan kitabın Giriş kısmını, XIX. asra kadar Mevlevîlik tarihine kısa bir bakış teşkil etmektedir. Burada, daha sonraki Mevlevîlik tarihini bütün yönleriyle etkileyen ve tarîkatin pîri kabul edilen Mevlâna Celâleddin Rûmi’nin hayatı, onun adına bu tarîkati tesis eden oğlu Sultan Veed ve onu takip eden Mevlevî şeyhleri ile Mevlevîliğin yayılmasına katkıda bulunan Mevlevî müntesipleri, özet bir şekilde sunulmuştur. Birinci Bölüm’de; XIX. asırda Osmanlı Devleti dahilinde; Anadolu, Balkanlar ve Arap ülkelerinde faaliyet gösteren Mevlevi tekkeleri, şeyhleri ve mevlevihaneler inceenmekte, özellikle tekkeleri yöneten şeyhlerin hayat hikâyelerine yer verilmektedir. İkinci Bölüm’de; XIX. asırda Mevleviler ve Osmanlı Devleti arasındaki ilişkiler incelenmekte ve Osmanlı padişahlarının ve devlet adamlarının Mevleviliğe yaptığı katkılar anlatılmaktadır. Üçüncü Bölüm ise; Mevlevi dergahlarında güzel sanatlar ve bu dergahlardan yetişen Mevlevi, hattat, şair, musikişinas ve diğer sanatçılar ve eserleri ortaya konmaktadır. Dördüncü Bölüm’de de; Mevlevilerin bu asır içinde diğer tarikatlerle ilişkilerine yer verilmiştir. Kitap, bütün bu çalışmaların neticelerinin değerlendirildiği bir sonuç ile nihayet bulmaktadır. |