Bireylerin, toplumun, kurumların ve devletlerin üstlendikleri sorumluluklar vardır. Geleceği inşa, düne bakarak iş ve eylemleri planlama, duruma göre pozisyon alma, fırsatları ıskalamama, müspet ve menfi gidişatı yönetme vesaire.
Kapsamı ve içeriği açısından en geniş kavramlardan biri olmakla birlikte, hem teorik hem de pratik yönüyle en çok konuşulan kavramlardan biridir “sorumluluk”.
İnsan, öncelikle kendine karşı sorumludur. Sorumluluk alanına giren ‘her neyse’ onu korumakla da mükelleftir.
Veciz bir hakikattir: “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” denir.
Kişinin Yaradan’a karşı sorumluluğunun bilincinde olması, bireye ve topluma karşı sorumluluğunun temelini oluşturur.
Emaneti yüklenmiş olan insanın pek çok sorumluluğu vardır. Güzel ahlak sahibi olmak, emrolunduğu gibi dosdoğru yaşamak, elinden ve dilinden insanların huzur bulması, mazlumdan, adil olandan, haktan ve hakikatten yana olması bunlardan sadece birkaçıdır.
Duyarlı birey; ailesine, topluma ve tabiata karşı sorumludur.
Zulüm düzenlerinin ezdiği, sömürdüğü, katlettiği; ekonomik ambargolarla ölüme terk ettiği, soykırım uyguladığı, zulmün her türlüsünü reva gördüğü mazlumlara; yerlerinden, yurtlarından ettiği muhacir ve mültecilere karşı da sorumludur.
Sosyal hayatın olmazsa olmazı aileyi yok etme, komşuluğu bitirme, akraba ilişkilerini tekletme süreci devam ediyor. İnsan fıtratını bozma ve bu şirret düzenin çareler aramaya başladığı yalnızlık. Sermayenin belli ellerde dolaşması, gelir dağılımındaki eşitsizlik ve Ebu Zer’ini arayan müstaz’aflar..Bunları uyarmak ve haklarını aramakla da sorumludur.
Sular çekiliyor. Tabiat hor kullanılıyor. Ahlaki erozyon devam ediyor.
Sorunlu bir iklimde, sorumluluk kalb-i ve akl-ı selim olanlara düşüyor.
Emmanuel Levinas’a göre, ‘insanın yüzü’ bize doğrudan bir sorumluluk yükler. Sorumluluğu bir yük olarak değil; bir şan, şeref ve bilinç göstergesi olarak görmek gerekir. İlahi emir olarak; iyilik ve takva yolunda yardımlaşmak, günah ve düşmanlık üzerine ise asla yardımlaşmamak emredilir.
Günümüzde “vurdumduymaz” birey, sorumluluktan kaçmaktadır.
Tüketimin kölesi, üretimin cahili olması için sanki her şey özel olarak kurgulanıyor.
Yapay zekâ, robotlar, uzaktan kumandalı savaşlar, bilgiyi hızla edinme ve tasarlama araçlarının artışı; ‘İnsanlık nereye gidiyor?’ sorusunu yeniden sorduruyor.
“Allah’a dayan, sa’ye sarıl, hikmete ram ol” diyor şair.
Olalım…
* Necmeddin-i Kübra