Anlatmakta güçlük çektiğimiz bir çağda, kendimizle ve toplumumuzla karşılaşmamız zordur. Hikâye ben’den sudur eder. Benliğin oluşumunda yoldaşımız olur. Biz yeryüzünde yürürken, o anlatır; biz dinlerken anlatacak hikâyelerimiz olur. Ne zamanki hikâyemizden uzaklaşırız o zaman Anlatının Krizi çıkar ortaya. Byung-Chul Han’ın Anlatının Krizi tam da bu noktada net bir tanılama olarak karşımızdadır. Hikâye anlatmaktan hikâye satmaya giden yolda sanal kişilerin; gözleri kör, kulakları sağır, ağızları kapalı, dilleri kelimesizdir. Bütün bu kayıpların yerini veri ve enformasyon alır. Story’ler, paylaşımlar, profiller yakınlık yanılsamasıyla oluşturulmuş uzak benlikler ve aralarında aidiyet hissetmeyen sanal topluluklardır. Uzaktan uzağa giden yolda, yakın bir yanılsamadır. Byung-Chul Han’ın deyimiyle, her şeyi anlatan ama hiçbir şey anlatmayan, şeffaf, çıplak, boşluğa bulanmış veri yığını zihinlerin toplamı ileti- şimsiz bir topluluktur.
Anlatı ve Hayatın Anlamı
Enfokrasi’de, enformasyonu bir yönetim biçimi olarak tanımlayan Byung-Chul Han, Anlatının Krizi adlı kitabında hikâye satma girdabına dönen medyanın deneyim yoksulluğu ve topluluk dışılığına dikkat çeker. Hikâye satıcılarının bir topluluk oluşturma ihtimali, aidiyetleri ve değer üretme yetenekleri yoktur. Ortak bir geçmişleri olmadığı gibi dinleme yetenekleri de yerini veri ve enformasyona bırakmıştır. Gerçeğin kendisi enformasyon ve veri biçimini alır. (s.20) Mesafeleri kısaltma ve uzağı yakınlaştırma yanılsaması burada karşımıza çıkar. Sanal topluluklar, çevrim içi halleri ile geçmişlerinden, toplumsal kimliklerinden, gerçeklikten uzaklaşır. Gerçeği, veri ve simülayon ile takas eden enformasyon toplumu; arayüzlerin, yatay ve dikey boyutların hareketliliği içinde kaybolur. Algoritmalar, insan beynine (zihinsel kapasitesine) türlü oyunlar oynayan labirentlerdir. Bu labirent içinde zaman algısı kaybolur, varoluşun ve hayatın anlamı fark edilmez. (Bu sanal dünya için daha çok “Matrix” tabiri kullanılır.) Güncelliğe mecburiyet hayatımızı istikrarsızlaştırır. (…) Gelecek ancak anlatı ile açılır, çünkü anlatı bize umut verir. (s. 28)
Anlatının Krizi; Anlatıdan Enformasyona, Deneyim Yoksulluğu, Anlatılan Yaşam, Çıplak Yaşam, Dünyanın Büyüsünün Bozulması, Şoklardan Like’lara, Anlatı Olarak Teori, Şifa Olarak Anlatı, Anlatı Topluluğu, Storyselling (Hikâye satma) başlıklı bölümlerden oluşuyor. Han’ın eserinde M. Proust’tan Paul Maar’a, Sartre’den Heidegger’e kadar birçok referansa rastlarız. Han, anlatı krizini somutlaştırmak için W. Benjamin’in Hikâye Anlatıcısı ve Son Bakışta Aşk eserlerden alıntılar yapar. Anlatısı olmayan kişiler au- rasını kaybeder, aurasız dünyanın vatandaşlarına dönüşür. (s.27)
Medyada, Yaşam olayları, birer enformasyon parçacığından ibarettir yalnızca. (..) amaç bir yaşamı bir veri setine dönüştürmektir.(.) Akıllı telefon bir oyun alanı olarak görülse de aslında dijital bir panoptikondur. (s.34)
Anlatının ritmi, zamana yayılır; geçmişle, şimdiyle, gelecekle ilgilidir. Sabit değildir, seçicidir. Dinleyeni, tefekkür edeni vardır, gerçektir. Gerçek olduğu için gerçeği anlamak ve yaşamak isteyene seslenir. Anlatı krizinin olduğu yerde; hız, savrulma, unutma, yakın yanılsamasından güç alan bir uzaklaşma vardır. Anlatının ritmi insanın kalbinden -yakından- doğar. Anlatıdan arındırılmış bellek, bir “hurdacı dükkanı”nı andırır. (s.51) Anlatıdan arındırılmış bir dünya, boşluklarla doludur. İnsanlar bu boşluğu doldurmak için tüketime sarılırlar. Hikâyelerini satışa sunarlar. Bu yapı tatmin olmaz derin bir kuyudur ve hafızası yoktur. Byung-Chul Han, anlatısı olmayan bu dünyayı büyüsü bozulmuş bir dünya olarak nitelendirir.
Han’ın tespitleri bir bakıma yapı sökümü- dür. Her türden ekranla gitgide kemikleşen anlatısızlık, boşluk, sessizlik, eylemsizlik, donukluk ancak gerçek anlatılarla çözümlenebilir. Han, bu analiz biçimiyle medyayı, enformasyonu, paylaşıma açmayı, hikâye satmayı açıklığa kavuşturuyor. İnsan bir hikâye satıcısı değil; başlangıcı, geçmişi, hakikati olan bir hikâye anlatıcısıdır.