Ay vaktiydi.

Salalar ilk defa giriyordu yüreğimin tâ içine içine…

Ve sükûnet teslimiyetle birleşmiş derinden dolaşıyordu damarlarımda on beş Temmuz gecesi.

Ben o salaların damarlarıma zerk ettiği sükûnetin etkisiyle büyülenmiş, kendimden geçmiş, sadece gök gürültüsü pat­lamalarında şehadete gidenleri görüyordum önümde.

Bir mısra geliyordu o anlarda gözümün önüne ve mırıldanı­yordum:

“Şehadet bir çağrıdır tüm nesillere ve çağlara”

Gece bizi iyiden iyiye kuşattığında alçaktan uçan uçakların kulakları sağır eden gürültüsü bozuyordu gecenin sessizliği­ni…

Ve uzaktan, bugün adını üzerinde mukaddes bildiği değerler için can veren şehitlerden alan köprüden gelen silah sesleri, top sesleri gecenin sessizliğini bozuyordu.

Bir yiğit daha şehit oldu, diyorlardı. Sükûnet ve huzur hali bu haberle geliyordu hepimize.

Tanktan atılan bur mermi. Bir hainin elinden çıkan bir mermi. Bir yiğidi daha şehit ediyordu. Ve ben o şehidi dinli­yordum sükûnetle oturduğum yerde, meydanda.

Bir gece sonrasında o yiğidin, o yiğit şehidin can arkadaşıyla göz göze geliyordum. Ve gözlerimde yaş geliyordu dinledi­ğimde şehidin hikâyesini…

“Allah biliyor be hocam!” diyordu… “Kimi şehit yapacağı­nı…”

“Yüzüne bakmaya doyamazdın be hocam. Beş vaktini kaçır­mazdı. Teheccüde kalkardı. Onunla konuşurken bile huzur duyardınız.”

Bunu derken başını öne eğen de bir yiğitti benim gözümde.

Maraşlıydı.

Toprağından şairler yetiştiren Maraş’tan. Bugün dondurma­sını bilen insanımızın adından Kahraman’ı düşürdüğü Maraş’tan. Yiğitler toprağı, şairler toprağı Maraş’tan.

“Ben,” dedi. “Hocam ben de çok istedim şehit olmayı. Rabbim nasip etmedi. Olmayınca olmuyor. Bir dahaki sefere inşallah Rabbim nasip eder bana da şehadeti” dedi, başını öne eğerek.

Dedim:

“Takdir tecelli eder her daim. Yaşaman murad edilmişse yaşarsın.”

Bu ülke çok acılar çekti. Çok bedel­ler ödedi.

Çok canlar verdi bu ülke mukaddes bildiği değerler uğruna.

Bir şeyden hiç vazgeçmedi. Zalimin karşısında, mazlumun yanında olmaktan hiç vaz geçmedi. Çünkü imanla ulaştığı makam, ona, “yolda olmayı, sefer üzere olmayı” emredi­yordu.

Ve aslolan seferde olmaktı onun için. Sonucu Allah’a havale eden bir sefer halindeydi bu ülke, tıpkı 15 Temmuz’da olduğu gibi…

Bir gece yaşandı bin yıllık hesap bozuldu.

Bir gece yaşandı kırk yıllık plan çöktü.

Bir gece yaşandı iki yüz kırk şehidi­miz oldu.

Bir gece yaşandı gazilerimiz oldu.

Bir gece yaşandı sükûnet ve huzur hali zerk edildi kılcal damarlarına bu ülkenin.

Ve o gece nice imanlı yürekler sine­de yük olmadıklarını gösterdi.

Ve bir teyze dile geldi o meş’um gecede:

“Ne yaptı be zalimler bu adam size iyilikten gayri!

Ne yaptı be hainler bu adam bu ülkeye iyilikten gayri!”

Bu yazıyı paylaşın