Toprak, rüzgâra emanet dursun ne çıkar. Varsın yolların yorgunluğunu da duysun. Elleri açıkta kalmış, kazağını annesinin ördüğü, kirli, kapağı resimli bir çocuk kalsın. Bazı geceler sümüklü böceklerin kayarak salyalarından izler bırakmasına sussun. Sıcak bir günün ortasında tırpan sallayan kadınların ayaklarına serinliği dursun.
Sokak ortasından fışkıran, damalı ceketini iliklemiş mayıs böceğini beslesin, mısır tanelerinin içini doldurup bir kırlangıcı doyursun. Küçük iskemlelerine oturmuş, o küçücük insanların yüzlerine renk versin, içlerine nemden bir su damlası, akşamları çocuklarının ağızlarına nane şekeri erisin. Ömrü ona borç versin.
Ödünç alınmış ömürle…
Esmer tenli çocuk, balçıktan şekil verilmiş karınca yuvaları önünde karpuz sularını ağız kenarlarından akıtır, karpuz çekirdeklerini diş aralarından sıçratıp yeşermesi için toprağa kendinden bir tat bırakır. Ağırlığını vermişlikle ayak parmağını geçirir, eşelenir, kendinden olan kum parçalarıyla parmak aralarından tanışır. Sırtını dayadığı sıvasız duvardan, aşağılarda sararmış stepleri izlerken; kirli, göveren donunda taşıdığı kumlar üzerinde uyur kalır. Serince yorulmuş reyhana döner.
Ödünç alınmış ömürle…
Sabahın aydınlığı ağır gövdesini ortalığa haykırana dek sabreder. Sır olmaktan uzak, kolonya kokulu mendil dolaşır. Menteşelerin gıcırdadığı çırakların ustalık mekanlarına girer. Her köşenin karnından çıktığı, inceden inceye alaylı böceklerin türediği dükkânları dolaşır. Almaya istekli, babasından ödünç çaldığı, bozukları olmayan cüzdanı açar; ilkin iki fırça sorar, ardından renkler arar. Her dükkândan yok cevabını almış hâlde sevinçle çıkar. Dükkândan çıkışlarında gülerek, yaşlı bir adamın sakalını sıvazlayarak öper ve ona göz kırpar.
Ödünç alınmış ömürle…
Önümüzde kara adamlarca, her parçası hır gürle, iri taşlarla bölünmüş ganimet olma kaygısıyla yüklü tepelere ayak izlerini bırakır. Kara kaplı rafların arasından etrafa bir ahenk tozlarıdır üfürülür. Çünkü dallarındaki sütten dili kabarana dek incir ağaçlarının gövdesinden kayar, sürgünlerini baldırlarına geçirmiş hâlde ayaklarını yokuşlarla güreştirir. İşediği toprağı küplere böler, havuz kenarlarına küçük ahırlar kurar.
Ödünç alınmış ömürle…
Boyunun uzadığı bazı geceler rüyalarında yüksekten düşmeleri yaşar, iniltili hırlamalarını, çırpınışlarını annesinin kucağında keser. Isınabilmek için ocağa dalları yeşil kurutulmuş çalıları atar: Önce uçlarından yanışını, gölgelerinin çardaklarda büyüyüşlerini, küçülüşlerini, sonra tükenişlerini izler. Direklerle örülü evlerinde buğday ambarlarına saklanır. Habersiz annesinin üzerine buğday döktüğü, tozlaşan saçlarının çeşme havuzlarında yıkandığı yaşları yaşar. Çam kabuğunu oyarak yaptığı kamyonuna toprak yüklediğinde kardeşinin doğum haberini alır, babasının çıngıraklarından.
“Çıngırakları bir babanın
Kahve damlarından aşar
Küpesiz avratlarının
Loğusa yatağında emzikli
Üretken Kollarının taş çiziklerini budar
Doğumlar sonrası
Çıngırakları…”
Bazı zamanlarında çer çöpün arasına gizleniverir. Sapan taşı büyüklüğünde oturur, kavakların büyüyüşlerini izler iç çeker. Küçülüşlerinden büyütür onu, bulamadığı iki fırçayla ve renklerinden yeşertir. Çünkü ayaklara denge veren toprağı yürür. Anne karnından şilte üzerine öykü doğduğundan beri elleri babasının burnunu tutmaya isteklenmiş çocuk gibi bir avuç haşarı rüzgâr durur.
Ödünç alınmış ömürle…
Yan dönerek ceviz kabukları içinden şakak kemiklerinin büyüdüğünü gösterdiği genç kızlara vurulur: allı pullu, zarafeti yürüyen, gözleri kısık, saman kokulu…
Kızlara tutulur: sesleri kısıldığı, türkü söyleyemediği, adını duyuramadığı, erik ağaçlarından düşüşlerinde ağlayamadığı
Kızlara bağlanır: yakınından yürüyemediği, yüzünü gösteremediği…
Kapı arkalarından kendine kızarak avurdunu şişirmiş halde kalır bazen.
“Vurmalı çalgılar gibi ötmeli
Ellerimizde çoban değnekleriyle
Keven dumanları arasında
Saçları yatıran ıslaklığı katmalı
Yarin ayak bileklerinden gözlerine
Karşısında Beyaz gömlek, çorap içinde
Mavi postallarla durmalı”
Ödünç alınmış ömürle…
Dağ başlarında, olanca serinlikle gazeller altında, iki tilkinin avı olmaktan kurtulmuş bir keklik dönülür. Gözü kara tavırla, mavi postallarını fark ettirdiği kızı koyar babasının kerpiç damına. Örgülü şilteler serer duvaklarına, anne olmaya aday gösterir, düğün alaylarından uzak…
Ödünç alınmış ömürle…
Toprağa en yakın anlarda da ölünür. Ağız sularından toprağa bıraktığı tatla buluşmak üzere çıbanı delinmiş dirseklerinden insan boyundaki çukurlara girilir.
Üzerine en yakın çirişten tohumlar atılır.
Ödünç alınmış bir ömürle…
Bir çocuk,
babasına mezar taşı durur.