Celal Türk

Suya Düş Kalışlar IV

Tenim bir ev kadar misafirperver duruyordu Kabilin öldürebileceği kardeşine ve kırılan dişe… senden sonra var olmak;  durmaktı, insana ait olmayan, yoran garip bir his resimde durmak için ressamların hayalinde var olmak gibi; parmak kadar bir cana muhtaç kalış yaşamı bir…

Suya Düş Kalışlar III

Usul ve soyut bir levha üzerinde geziniyor ölüm, can çeken hâlleri her surette bekleşen. Boyun eğdik duruyoruz neremize düşerse feda etmeye Yokluğunda katmanlarımız boğulmuş. Yontulsun diye balçığa yakın hayatlarımızı nakkaşlara vermeyi, beslenen yanlarımızdan senin yazgınla aynılaşmayı, sen öylece kal ki…

Suya Düş Kalışlar II

Berika iki yaprağı tutmuş elçidir, rüzgarı dokunur gölgelere. Su’ya bir hayalin göçünü kımıldar, Babil’den bin atlı zırhına girer, Berika önlerinde edeple bir gizemi kucaklar. Berika uyuduğunda bir şölenle damlalar düşer. Ürkütücü,  sırtlarımızı ısırır gibi çarpar. Özlerdeki gururun her bir parçasını…

İzah mı Yok?

Yok 1. izahım yok merakından gülüyorum, her şeylerin artıyorsa da arzularım belli ki bir kadın, bir adam daha şarkılar söyleyecek 2.izahım yokkokmayı beklerken ölüm bir surettesenden dönüşlerimin yorgunluğuyum aslında anlık bir gecenin bağışlanması zor kalanı sadece birkaç kelimeliği 3.izahım yokbir…

Ödünç Bir Şeyler

Toprak, rüzgâra emanet dursun ne çıkar. Varsın yolların yorgunluğunu da duysun. Elleri açıkta kalmış, kazağını annesinin ördüğü, kirli, kapağı resimli bir çocuk kalsın. Bazı geceler sümüklü böceklerin kayarak salyalarından izler bırakmasına sussun. Sıcak bir günün ortasında tırpan sallayan kadınların ayaklarına…

Su’ya Düş Kalışlar

Boyundan kısa kapıyı elini sürmeden aç. Uzun bacaklarını, cebine attığı elleriyle destekleyip yukarıya tırmandığında, ince bir yolluk, üzerinde domates salçası bulaştırılmış, sosunda maydanozu olmayan makarna parçaları gibi bulutlara dizil. Az ilerisinde püsküllerine tespih bağlanmış namazlık, birazı ıslatılmış, renklendirilmiş, öksürük şuruplarıyla…

İkindi Vakti

utanışım annemin eteğindeydi gölge örüyordu şuurum kalkansız, çiğliğim emanetti rüzgara, keyifli öpülüşümden sonra sürmeli nazarımdaki ensarı enseledi azametiyle düğümlenmiş ikindi vakti sağ yanıma sığmamış adımlarımı gagalayarak gömüyordu yamaçlar, gelincik kızılı cezbesiyle dut yaprağı kıvrımında kuşağında beyaz bir kedi ile ellerimde…

Kendimi Terk Etmişim

Yağıyorum bir çocuğun bilyesine Ardına bakılmadan kaçılan yollarda Yığılıyorum çamurdan ayak izlerine Taşmadan alınsam ya avuçlara Durulur muyum? Bilmem ki hangi damladayım. Yağdığım kadar ağırlaşır, gıcırdaşır kapılar Türkülerle yakılmış kavak sesleriyle Küllenip savrulunca sayfalar Emilmeden, isle kaplasam ya üç şiiri…