hüdhüdün dilindeydi saba esen her şarkı
büyük düşlerimiz büyük düşüşlerimiz midir?
gidenler bitenler yitiklerimiz
geri dönmek değildir, çekilmek ıssıza.
sarmaşıklarına tutunup ömrün
kadınca durdum
sarı sıcak eserken har
son gemi de yanarken, kararırken yer gök
bakışlarım yangın sonrası kıyamet
tenimde buruk Endülüs kokusu
gemilerle geçiyorum yüzyılı kızıl kızıl
kazıyıp kanlarımızı savaş sikkelerinden
billur saraylarda ayak vurup balıklara
yoluna düşüyorum yeniden
denizler yükselirmiş, alçalırmış dağlar
dişi karıncalardan duydum
namesi geldi hüdhüd dilinden
uzaklarda bir avlu
sızım sızım bir şeyler bitmeyedurmuş
ben ve bütün kadim gölgeler
asırlık imgeler ve yalan
burasında sus şimdi
ölüleri uyandırma evinde
yiziçime sığ(ın)dım
metruk tozlu kitabeler
soy ağacı olmayan evlerin içi boşalmış
kurak mevsim erteleri
derisi yırtılmış toprak
kirli göğsünde iri gözlü çocuk ölüleri
doru kısrakları kayıp yurtluklar
susup geçtik
gördük uzak değilmiş akbabalar
örtülerini açıyorum
ölüler arıyorum
ellerim morarmış buzul haneler
yorgun ırmakların sancılı suları
selamsız sabah ıtırları
asırlar süren sancım
yorgunum sularında çağlamaktan
susmalıydım(!)yeniden doğ(u)ruldum
ve çektim gemini korkuların bir sabah
diz kurdum göğün deli yağmurlarına
kırıldı dalları içimin
çiçeklerinde yemiş ölüleri