Elleri ve Gözleri Bağlı Olamaya Yönelik Bir Çözümleme

Sözcüklerin ve imgelerin bizi nereye götüre­ceğini nereden bilebiliriz? “Narin, Moğolca bir sözcük.”1 Bizi tebessüm ettiren bir cüm­le. Şimdi sesten çok görüntüyle meşgul zi­hinlerimiz. Kelimeleri, tamlamaları, olguları Michel Foucault’nun deyimiyle Sonsuza Gi­den Dil’i nerede konumlandıralım.

Bağ!

Her şeyin her şeye bağlı olduğu dünyada uluslararası tamlamaları ne yapalım? Me­sela: Saraybosna Blues adlı kitapta geçen tamlamalardan ve cümlelerden ne anla­mamız gerekir? Tamlamalar şunlar: zihin bükücü, entelektüel ahlak, ebedi şimdi ve tarih fazlalığı.2 “Zihin bükücü” tamlaması General Ratko Mladiç’in uyguladığı psiki­yatrik savaş stratejisiydi. Bunların ayrın­tısına girmeyeceğim. İsteyenler Semezdin Mehmedinoviç’in kitabına ve fazlalığı olmayan tarihe bakabilirler. Kitaptaki cümle­ye gelince: “Dilimiz kaderimizi belirledi.” (s. 55) cümlesi benim gibi psiko-dilbilimsel çalışmaları seven birisi için zikredilmeye de­ğerdir.

Bazen bir kelime bazen kelimelerin kurduğu güçlü bağlar ile zihnimizin yanından geç­meyecek olguları, anlam evrenimize davet ederiz. Şimdilerde; sosyal medyada, haber bültenlerinde dolaşan terimler ve kavramlar da cabası. Oxford University Press, 37.000 kişinin katıldığı halk oylamasının ardından 2024 yılının kelimesini “brain rot”[3] olarak belirledi. Beyin Çürümesi, zorlayıcı olmayan materyallerin özellikle de sosyal medyanın aşırı tüketimiyle zihinsel veya entelektüel gerileme olarak tanımlanıyor.[4] Kafa karışık­lığı, odaklanma güçlüğü, unutkanlık, zihin­sel keskinliğin azalması, zihin yorgunluğu, zihinsel bulanıklık gibi problemleriniz varsa “beyin sisi” kavramıyla karşılaşma ihtimali­niz yüksek demektir. Peki, bu kadar tanım, terim ve tamlamayı ne yapacağız. “Burada ne oluyor?” sorusuna cevap aramak gerek­mez mi? Derin düşünmeye kapı aralamak…

Taha Kılıç, Dil ve İşgal[5] adlı kitabında Eliezer Ben-Yehuda’nın İbraniceyi yeniden konuş­ma dili haline getirme mücadelesini anlatır. Ben-Yehuda (1858- 1922) vefatına kadar 40 binden fazla kaynak inceleyerek 17 ciltlik bir sözlük oluşturmuştur. Sözlük, modern İbra- nicenin temel kaynaklarından biri olmuştur. Tek başına konuşmaya başladığı İbraniceyi, 20 milyondan fazla insanın ortak konuşma dili haline gelmesinde öncülük etmiştir. Tek dil, tek millet felsefesiyle İsrail devletinin ku­ruluşuna, Filistin’de yaşanan sömürgecilik ve işgal faaliyetlerine zemin hazırlanmıştır.

Nesne-Politik Bir Çözümleme

Byung-Chul Han Psikopolitika [6] adlı kita­bında akıllı telefonu “dijital kutsal nesne” olarak niteler. Çevrim içi yaşantının hız kes­mediği sosyal ağları, dijital kutsal nesnele­rin yardımıyla ibadet edilen tapınaklar ola­rak düşünebiliriz! Bu kutsal nesne, tapınağa açılan kapıdır, ibadet sağlayıcıdır. Kutsal nesne, kutsal mesele üretir. Ruh bu mesele ile oyalanırken, dijital panoptikon bir adım önden giderek yeni psikopolitikaların alt yapısını hazırlar. Onun için psikopolitika, biyopoitikadan daha etkili bir hapishanedir, ruhu tahakkümü altına alır. Güncelleme­ler, yeni sürümler, yeni adlandırmalar; şir­ketlerin tüketime cevap verecek daha akıllı telefonları, daha algoritmalı yapay zekâ uy­gulamaları; inananları bu dijital tapınakta kalmaya ikna eder. İşlenmiş veri her şeydir. Aslında ikna, iradi davranışı değiştirmeye yöneliktir. Oysa akıllı telefonların kucağın­da büyüyen bebekler, bir an önce dijital kim­liklerini alıp dijital dünya vatandaşı olmak ister. Dijital yerlilerin sürekli ikamet yeri; dijital dünyanın yatay ve dikey sınırsız bo­yutları, hiçbir hakiki manzara göstermeyen pencereleridir.

Algoritmalar, Daedalos’un Labireti’ nnden daha fazla varyasyona sahiptir. Böyle bir dijital labirentin içinden çıkmak için Ariadne’nin kırmızı yumağı yetersizdir. Günümüzde Theseus’un cesaretini ise tam bir bilinçlilik hali, çevrim dışı yaşam bece­rileri, iradî davranışlar şeklinde sembolize edebiliriz. Ariadne’nin Yumağı, farkındalık için arketip oluşturur. Bir niş, çentik, niren­gi, başlangıç noktası, kökleri olan bir anlatı; bu dijital labirentten kurtulmak için gerekli olan bir anlatı…

Özne kendi bilgisini, verisini ağlar aracılı­ğıyla infaza taşır. Dijital yerliler için milisa- niyelik saldırlar, iradenin oluşumu önünde engeldir. Bir adım önden giden dijital pa- noptikon, “ne olduğunu anlamak için kafa kaldıran özneye” fırsat vermemek için te­yakkuz halindedir. Bu yapı muhkem dijital o duvarlar ile ihata edilmiştir. Ruh burada kün, anlatının, zamanın olmadığı derin bir uykuya dalar. Sistem, Cesur Yeni Dünyadaki puding hikâyeciği gibi, ölümü -olgusal ola­rak varlığı ve yokluğu- unutturmak için sinirbilime cazip reçeteler sunar. Burada; din, mahremiyet, kulluk, aidiyet, temel insani beceriler, temel iletişim becerileri, öte dü­şüncesi, ölüm ve sınır yoktur. Aslında anlam yoktur: kime ne söylediğimizin, hangi değe­ri taşıdığımızın, durup dinlenmenin, ya da buradan ayrılmanın. En zor olan buradan ayrılmaktır.

Kutsal nesne, görüntünün ve verinin diliyle kutsal mesele üretir. X’in gündemi tekelinde tutan listesi, WhatsApp’ın durum mesajları yoluyla insanla etkileşime geçmesi, ajan­da ve takvim uygulamalarının özdenetimi devre dışı bırakan hâkimiyeti buna örnektir. Bizim adımıza gündemi belirleyen uygula­malar, çevrim içi yaşamın kalp atışlarıdır. Günün sonunda akılda kalan bir mesele yoktur, sürekli yeni meseleler vardır.

Milisaniyelere bölünmüş veri trafiği; hafı­zaya, olmaya ve inanamaya imkân vermez. Bu koşullarda irade mobil veriyi kapatmak­tır. Çevrim dışı uyanıştır, zamana geri dön­mek, yaşadığının farkına varmaktır. Dijital tapınaklarda ibadet etmek külfetsiz bir iştir. Bunun için internet, göz, ekrana dokunacak parmak ucu yeterlidir. Politik olarak Wi-Fi (Wireless Fidelity)[7] ücretsiz kullanıma açılır. Kullanıcılar, ağ üzerinden kendilerini pay­laşıma açar. Ağ, özneden elde ettiği veriden akış oluşturacağı için dijital yerliler, gönül rahatlığıyla dijital kamusal alanda toplanır­lar. Psikopolitka’nın çalışma alanı burasıdır.

Bağlı Olmak

“Dijitalleşme aynı zamanda birliktelik ola­rak varoluşu da parçalara ayırmaktadır. Ağa bağlı olmak, bağlı olmakla aynı şey değildir. Özellikle sınırsız bağlanabilirlik bağı zayıf­latabilir. (…) dolayısıyla artan ağ ve bağla- nabilirliğe rağmen, her zamankinden daha yalnızız.”[8] Varoluşu çıkardığımız bir yaşam­dan geriye ne kalır? J. Baudrillard’nin Neden Her Şey Hala Yok Olup Gitmedi diye sorma­sı gibi. Varoluşun; dille, anlamla, anlatıyla ayakta durabileceği gerçeğiyle karşılaşan herkes, bu soruları cevaplamak için güçlük çekmeyecektir. Kesretin çağa hükmettiği, parçalanmışlığın yaşam biçimi haline gel­diği, kişilerin dijital kimlik kartları ve dijital kutsal nesneleriyle yaşam sürdüğü dijital kamusal alanlarda; dil, derin düşünme, va­roluş bir ütopyadır.


1 Hatice Şirin, Sözcük Hikâyeleri, Bilge Kültür Sanat, 2020, s.199.
2 Semezdin Mehmedoviç, Saraybosna Blues, Ketebe Yayınları, Mart 2023. Tamlamaların alındığı metinler:
entelektüel ahlak (Fotoğrafçılar, s.63), ebedi şimdi (Savaş Vurguncuları, s.66), zihin bükücü (Çoraptan Şapka, s. 24), Tarih Fazlalığı, s.94.

3 https://corp.oup.com/news/brain-rot-namedoxford-word-of-the-year-2024/
4 Geçerken Dergi, 52.sayı, Ocak 2025.

5 Taha Kılıç, Dil ve İşgal, Ketebe Yayınları, Kasım 2024.
6 Byung-Chul Han, Psikopolitika, Metis, Eylül 2022.

7 Fidelity kelimesinin bağlılık anlamı dışında bir kullanımı da sadakattir. Ağ, kullanıcılarda çevrim içi olma noktasında vefa ve sadakat bekler.
8 Byung-Chul Han, Tefekkür Yaşamı ya da Eylemsizlik Üzerine, Ketebe Yayınları, Kasım 2024, s. 57.