Günlerden Cuma, gecelerden Miraç ve Kadir, aylardan ve bayramlardan Ramazan ve Kurban seçilmiş ve övülmüştür. İnsanlığın ebedi ve ezeli kitabı Kur’ân, rehber olarak Ramazan’da inmiştir. İncecik, latif ve seçkin, belirgin bir muhteşemlik içerisinde hilali görmenin hasreti özendirilmiştir. “Onu görmekle başla oruca ve o tamamlanınca bayram sevincinin muhteşem sükûnetiyle arzı bahara dönüştür,” denilmiştir. Merkezde semayı temaşa eylemek vardır ki hilal görülebilsin. Ne büyük bir ikramdır, bir hilal uğruna kıyam halinde orucu gözlemek.
On bir ay boyunca içimize yerleşen gaflet karanlığını kovmak için, beyaz bir nokta gibi, incecik bir hilali andırır gibi oruç kalbimize, evlerimize, şehirlerimize ve yeryüzüne yerleşti. Ay büyüdükçe orucumuz da büyür. Oruç büyüdükçe kardeşlikler büyür; merhamet, şefkat ve arınma bir çınara dönüşür. Müminlerin gönülleri birbiriyle yeniden buluşur, bilişir ve kaynaşır. İhmal ettiklerimizi yeniden hatırlar, ziyaret etmemiz gereken büyüklerimizi ve üstatlarımızı ziyaret ederek ihtiyaçlarını görmeyi görev biliriz. Unutmayalım ki kocaman göğün ayını andırır müminlerin yürekleri. Affın, bağışlamanın ve bağışlanmanın bilinçle hayatımıza dokunduğu günlerdir bu günler. Fitrelerin, zekâtların, sadakaların ve yardımların verilmesiyle, sofraların bereketiyle kalpteki gaflet karanlığı yavaş yavaş kaybolur ve gönlümüz ay gibi parlamaya başlar.
Hazreti Muhammed’e (sav) ümmet olmanın şuurunu getiren oruç, ölü ruhları silip süpürerek yeniden dirilmiş, tazelenmiş bir bağış ayı olarak bizi bayrama hazırlar.
Ufkumuzda incecik bir hilal belirir
Gümüşten bir yaydır, eskimez
Hasretle gelen oruç tutar bizi
Bir melek kalemidir sanki
Ruhumuza şırınga edilen
Gün gün, iftarda buluşan insan
Kıyam halinde sahuru bekler gibi büyür
Şimdi oruç dokunmuştur âleme
Vaktin sahibi görür ve gözetler her şeyi
Usulü bilen vuslata erer. Vuslat, arzu edilene kavuşmaktır. İncecikten bir kar yağışı gibi rahmet kapıları açılır, günbegün oruç büyüdükçe hilal de büyür. Hilale yaslanmış yürekler, arzı terk ederek semavatın kapılarını dolaşmayı denerler. İşte Ramazan ayı, insanı yıl boyunca biriktirdiği günahlardan, kirlerden, paslardan, fıtratı bozan hallerden arındırmak için gelmiştir. Diğer aylarda bulunmayan kutlu vakitler bu ayda bir araya getirilmiştir ki mümin ustalık kazansın ve diğer aylarda da usule riayet ederek tertemiz bir kulluk ortaya koysun.
Böylesi bereketin, rahmetin, mağfiretin ve bağışlamanın ikram edilişi, beşer idrakini yeniden keşiflere çıkarmaktadır. Beşerin kendini keşfetme ayı olan Ramazan’la sonsuz kapılar çalınsın ki ruhun sahibiyle irtibat daha da güçlensin. Her uyuduğunda seni terk edip giden bir ruha sahipsin ey insan! Uykuya daldığın anda seni terk edip gidiyor. Sahi, bu gidiş nereyedir? Giden ruh, günü geldiğinde bir daha sana dönmeyecektir. Bunu bildiğin halde uyanık olman isteniyor senden ki “ölmeden evvel ölme”nin erdemini elde edebilesin. İşte ibadetlerdeki hususiyet budur: Tam bir teslimiyet içinde, son kıldığımız namaz gibi, son tuttuğumu oruç gibi, son kez secde ediyor gibi kulluk şuuruna ulaşmaktır.
Oruç, maddeyi yeniler. Madde üzerinde zararlı her ne varsa, oruç onları silip süpürür ki ruhun ölümsüzlüğünü kul idrak etsin. Kulluk, maddenin terk edilmesiyle elde edilen metafizik bir atmosferdir. Öylesine bir kulluk şölenidir ki tevhidin, uhuvvetin ve cihanşümul ümmet bilincinin yeniden talim edilmesiyle cemiyet, millet ve devlet bilinci tazelenmiş olur.
Âlemlerin Sultanı, iki cihan güneşi Hz. Muhammed (as)’ı daha iyi anlayabilelim: “Ayrılıkta zulüm (azap), birlikte (cemaatte) rahmet vardır.” Bu ifadeler, rahmet ve bereket ayında kalplerin yakınlaşmasına, müminlerin cömertliğine, şehirlerin, evlerin ve sofraların bitimsiz nimetlerle coşkusuna tanıklık etmektedir. Bir yanda sofralar kurulurken, diğer yanda mazlum, mahzun, boynu bükük, garip, öksüz ve yoksulların kapıları çalınmakta, onların da sofraları bereketlenmektedir.
Başka diyarlarda ihmal edilen kardeşler aranıp bulunuyor; sadakalar, fitreler ve zekâtlarla destekleniyor. Ramazan ayının bize öğrettiği, aslında bütün ömrü Ramazan bilinciyle yaşamak gerektiğidir. Bu nedenle Ramazan, tüm bu talimlerin belirginleştiği bir aydır. Rahmet yağmurları kalbimize, hanemize, camilerimize, sofralarımıza saf saf yerleşsin. Hatimlerle, ayet ayet vahyin kutlu ışığı aklımızı, ruhumuzu ve gönlümüzü yenilesin, tazelesin ve diriltsin. Omuz omuza safları sıklaştırarak kardeşliğimizi idrak edelim, rahmete erişelim ve affa uğrayalım. Kazandığımız yepyeni hilal gibi günbegün dolunay misali gökyüzünde parlayalım. Yıldızlar gibi yol gösterelim.
Cennet, müminlerin iftarı gibidir. Yarım hurmayla da olsa iftar açtırılması tavsiyesi oldukça hassas bir konudur. Bir yudum suyla, yarım hurmayla dahi olsa kardeşliğin idrakini ömrümüzün anlamı haline dönüştürmeliyiz. Paylaşmak asıldır. Kardeşlik hukuku, insanın kendi nefsinde olanı kardeşine ikram etmesidir. Oruçla birlikte dünya olaylarına bakışımız değişiyor. Dünyanın tozu dumanı, kavgası, gürültüsü, savaşı ve zulmü, saflarımızın daha da belirginleşmesine ve durduğumuz yerin Allah’ın istediği yer olmasına özen göstermemizi gerektiriyor.
Durduğumuz yer, Allah’ın ve Rasulullah’ın bizlerden istediği yerdir. Dosdoğru sırat üzere olmaktır. Bu bilinç, oruç şuurudur. Açlık dediğimiz şey yalnızca mide açlığı değildir; bilinçli, kararlı, itikat ve amel sahibi olarak emredilmiş bir ibadetin yerine getirilmesidir. Namazın farz oluşu nasıl bir emir ise, zekâtın farz oluşu, orucun farz kılınışı ve hacca gitme şartları oluştuğunda hacca gitmek de öyledir. Birini diğerinden ayıramayız. Namaz ibadeti tüm iman sahiplerinin yapmakla mükellef olduğu bir kulluk ödevidir. Aynı şekilde zekât ibadeti de böyledir. Namazdaki hassasiyetimiz, özenimiz, gayretimiz ve istikrarımız, zekât ibadetinde de aynı şekilde olmalıdır. Oruç, hayata bakışımızı değiştirir; tarihi yeniden kavramamızı, fetihlerin kapılarını aralamamızı ve diri, canlı bir mümin olmamızı haber verir.
Oruç insanı yeniler ve tazeler. Her iman sahibi, oruçla yeniden hayat bulmaya özen göstermelidir. Bir ay boyunca lüzumsuz işlerden, ortamlardan, dedikodulardan, gereksiz konuşmalardan uzak duran ve beş vakit namazını kıldığı gibi teravihlerle, evvabin ve teheccüt namazlarıyla, Kur’an tilavetleriyle hayatına anlam katan kişi, diğer günlerde ve aylarda da bu özeni göstermelidir. Ruhen ve bedenen arınan bir insanın yıl boyunca böylesi bir güzelliğe doğru yolculuk yapması, akıllı insanların işidir. İnsan kendisini kulluğa alıştırmalıdır. Kul olan, beşer olan insan, Rabbine ibadet ederek ancak O’na yaklaşabilir. Hayırda, sevapta, güzellikte kendi ruhunu ve bedenini geliştiren insanın geleceği de, yılı da böylesine aydınlık olur. Bir ay süren bu yenilenme, aslında yıl boyunca devam etmesi gereken bir talimdir. Şimdi, bu talimden aldığımız derslerle hayatı daha anlamlı yaşamaya hazırız demektir.
Yol sırattır, yolcular bizleriz. Yolcunun ve yolun talimatını Kur’an ve Peygamberimiz bizlere öğretmiştir. Onun öğretileriyle bir ay boyunca aldığımız eğitimi tüm ömrümüze dönüştürme çabası bizlere düşmektedir.
Artık Sultan Oruç görevini yapmış, iç ve dış dünyamızı düzenleyerek, aklımızı ve gönlümüzü kazanımlarla donatarak, bizleri bayram sabahında yalnız bırakarak ayrılmıştır. Gerçek bayramlara erişinceye kadar, Rabbimizin bizlere bahşettiği Ramazan Bayramı’nı mümin tavırlarla ve usullerle yaşamak gerekmektedir. Sultan Oruç, görevini yapmıştır. Şimdi sıra bizdedir: Özümüzü, sözümüzü ve eylemlerimizi vahye uygun bir şekilde düzenlemeye devam etmeli, Ramazan’ın öğretileri doğrultusunda yaşamalıyız.