Refah’ta bir kız çocuğunun gözleri üzerine...
−bez bebekleri de vurdular, derinde çınlar
Sur önleri bir medcezir/ yanık bıçak uçlarında
kabuk bağlayan yaralarda hudut gezgini
bilinsin, pastel boyalarla değil kanlı duvara;
denendiği boyunlardan utanırcasına
törpülüyor kınını, hınç bürümüş ısırgan
yalnızlığıdır içimde bir kesiğin
İsmail’den miras kalan.
Tararken saçlarını çocukluğumun kıyısında
Yansır, kırkayak göletlerinden dokunaklı
Yazgısını taneler kör remilcinin kızgın kumuna
Heybesinde bir çocuk cesedi taşıyan çığırtkan
Dilek ağaçlarına kaderini soyunmuş kızların
Derisi yüzgün bulaklarına ağzını dayamış
Kana kana içerken yüreğimden eski bir şeytan
Gençliğimdi unutuşun isâbetinde durmadan akan
İlmeği eskimiş yaşamın çağlayışında sırlanan ölüm
Bir bezginlikti yalnızca dudakları kurutan…