Ali Yaşar Bolat

Takı Töreni

Muhammet Enes Aksoy için…Parmak izleri anlaşmalı yalnızlıklarınBorç alınmış geleceğinizin ipotekli pahasıDalgalı saçlarınızda bohem duruşlarBozuk mikrofonun kangren cızırtısı Limana çekilmiş gemilerden birkaçı,Düşman saflarına katılan safranı,Poz verişlerde gizli, yükün başarısıBir çeyiz sandığı, eski bir tavanarası Tüllere sarınmış maviden gücenikGüneşe taşımış ellerini; inatla…

Çağ Kırıldı

Çağ kırıldı; sızdı, kötülüğün aynaları,Belirince yüzünde çiçekbozuğu bir gününSabahıyla gidilen evleri çeker belki geceye;Çağırırken dokunağında kocaman ağızları. Sıcak bir okyanustur zaman, bağırır rüzgârıKırılan çağın yarıklarından sızarakÖlüm, aşılarken acıyla tabiatın göğsünüKoşturur bir adam huylanmış atları. Cemre düştü ve taşıdı ölüler yeryüzünüTapınak…

Çıtırtı

İntihar kaçınıyorum, seçkin bir soyağacındaMeyvesi sürçen kalbin çıtırtısı, açılmış dolguylave tükürüklere boğulmuş cinnetin surlarıUyku bırakırken sahteliğin üstüne kusarcasına Bal tutmaz olur, çiçeğe döllenen kalbimEskiyince var oluştan sızan bal kovanımda,Zeytin ve inciredir Meryem’in cuması,Uyuyup uyanınca bin yıllık mağarada. Bileyen yüzün var,…

Eski Zaman Ağrısı

çığırtkan bir karga ağzı kadar postu sıcakinsan cinsinde yürür arnavut kaldırımlarınıgöğsünde taşır kılı kırk yararak,eski zaman ağrısı atlı karıncasını taşır geceyi tûrabdîn’de süryani bir köleat binerken heykeller: çocuktur hatıradaçıkmazın sokakları zehirli zambaklarçağırır dudaklarımı tûrısinâya sen duydun mu esirleri kentin; tabancaçeker…

Hamle Hakkı

Usulca çekiliyor deniz, Bir batık geminin karanlık rıhtımına. Geceyi aydınlatamazdı; küskün çocuk, küpeli kiraz, olgun bakış, terli avuçlar Çağırırken babasız bir eylülü sokağımıza Dağların ardı sıra büyüyen maviliğe Üzüm ezen ayakların sarhoşluğuydu bizi çeken Düştü ölüm, korsanlığımın karanlık okyanuslarına Geceyi…

Bulut Geçeği

(Nasıl söyleyebilirim?) Bir sürü şey koptu yüreğimden- Bunları konuşacak değilim sizinle. Siz bilin istedim ama; çektiler perdeleri balkonlardan yeryüzüne sarkan kızlar Bir gölge gibi kaybolup başımı taşa vurup da ölmeden Issızdır artık balkonlar, çünkü ölümler çivilenmiştir pencere pervazlarına Bunlar şurada…

Yürür Deniz Eskisi

Bir pencereden diğerine belki yaşamRenklerin girdâbında büyüyerekSiner üstüme saflığın gölgesiBir adam bir sokağı kartal gibi süzerek Tutamağı kırgın yüreğin sezgisinde sekerekDolanırken yeryüzünü, saçlarında göl yosunuGeçilmiş atlar soluk soluğa bahçelerdeEsriyerek büyür içimde, bir yaranın tetanosu Çözülünce düğümler üfler yarama şeytanHicret eder…

Elleri / Güneş Yorgunu  

“şiir: harfleri toplarımArıyı kovana kadar…”(Hilmi Yavuz) Artık olaysız dağılıyor kalabalıklarCürmümeşhut ruhlar arasında geçitresmîTürkiyem/ bulutsuz gökyüzünün incirleriElleri güneş yorgunu, dalgın gözleri Konuşmadık uzun uzadıya/ belki düşledikİçimde bir ırmaktı gece, su üzüm tanesiKokusuz yatıyordu eski kamyon kasalarındaÇok geride kalmış, toplanık güzellikleri Çingeneler…

Ölmüyor İnsan / Belki

Ölmüyor insan belki kurşun taşa seğirtipUğultusu, çekirdekçi külahlarından–Havalanınca, buyrukları dindiren acımınYazgısına değiniyor dağılan mürekkeple yılgın Küskün ayrılıyor masadan kalem ve adınKatlanmış kâğıtların sızlayan yaralarındaÖlgün bakışlı çocuklar yoruyor caddeleriNeyi bilmediğimden çok, çok uzakta dargın Dirseklerine kadar balkon, biraz kasımpatıEl edip uzaklardan…

Dâr ve Güvercin  

Varımız hâk idelim/ Yakalar çâk idelimAziz Mahmud Hüdâyî Hz. Kar dağları vardır kuytu kentlerinŞiir tutunca heceden güneş küskün bahçePazularında okyanus, dereler kımıldatırAdımlar parmak ucu buğusunda gecenin Pirince düşen taştan sızınca günce kırık,Halvet vadisine iniyor tüm inleyişinKurunmuş buyruğuna sarınık uyuyorŞeyhi dergâhın…

Kara Göründü, El İncisi  

Kara göründü, uğuldadı sarhoşluğu denizinSönük deniz fenerleri çağırdı kestane-ölümleri – bekledi dönüp kırık mendireğeÇekti tüyden hafif kollarıyla aydınlığını Sırlı okyanuslara sakladı kızıl sakallı-Barbarossa ve Cezayir zencisi kölelerırak bir cesaret toplanırken zümrüdündeKara göründü! Orasızlık yırttı siyah derisini Güneş iğne ucu kadar…

Kum Saati

Eğilmiş suya ağzını dayayan bir atınAlışırken yalımına paslı bir bıçakBaykuşun çığlığıdır dağların griliği Gözleri menzilini parçalayan bir at gibidirYan yana ölür bir mısrada yahut bir şiirdeKurşunî renkli gamzelerinde gök siyah Yemyeşil bir vadinin kaybolmuşunda sınarKendini, karşı kıyıda kırılmış gölgelerin ortasındaKucakladığım…

Sağır Bir Papirüste veya Bir Oyuncakçı Dükkanında            

Refah’ta bir kız çocuğunun gözleri üzerine… −bez bebekleri de vurdular, derinde çınlarSur önleri bir medcezir/ yanık bıçak uçlarındakabuk bağlayan yaralarda hudut gezginibilinsin, pastel boyalarla değil kanlı duvara; denendiği boyunlardan utanırcasınatörpülüyor kınını, hınç bürümüş ısırganyalnızlığıdır içimde bir kesiğinİsmail’den miras kalan. Tararken…

Acemiliğin Ustası

Kırmızısı azalmış canlılığın ortasındaAsit yağmurları altındadır gövdemÇatlar dudaklarım, Toroslardan aşağıCebimde taşırım onun için yaralarımı Büyür gövdesinde yarasaların, yakacağıbir baltadır, sivrilir göğün gebeliğine kangrenÇelimsizler hücumunun vızıltılarıdır sarındığıBelgisizlikleri çabucak belletirken âmâlar sultanına Kızılcıklar yüzünde o korkunç çocukluk,Yol boyunca menziline çekilince süvarilerDilimlenmiş elmalar…

Temrin ve Yankı

ne çok şey söylemek istedim ne az şey yazdımsınanmadım belki ya da sokulması çomağın–kovanıma; o kırçıl huysuzların taşlanan evindenyürüdüm, yelken açmadan saramadan sarığı sırrımı cübbesinden tutunduğum ağaçlara kozaladımsırra ermiş evliyalar mayalarken yüreğimdeki tuzu ne az şeye tutundum ne çok şeyle…

O Yüce Ses!

Kovulmuş şeytanınTırnaklarında kalbinAttığın taşla büyüdüÇam kozalarının aleviKi sığmıyor çığlığınGökkubbeye belki. Diren! Ufku karartanGemiler tırnaklarınıgeçirince rahmine;diri kanatlı bir hayatyavrular omuzlarında. Anka gibi kanat çırpıncabungun yaşamın kıyısına,vururlar; gelinlik kızlarıkırık bir tarak, bulanık su ileve içinde kırk günlük çeyiziyle Diren! Yaşamın yakasına ilişmiş-ölüm;…