ne çok şey söylemek istedim ne az şey yazdım
sınanmadım belki ya da sokulması çomağın-
-kovanıma; o kırçıl huysuzların taşlanan evinden
yürüdüm, yelken açmadan saramadan sarığı
sırrımı cübbesinden tutunduğum ağaçlara kozaladım
sırra ermiş evliyalar mayalarken yüreğimdeki tuzu
ne az şeye tutundum ne çok şeyle sınandım
açıldım, kırılmadık yerlerimden ummana
yunup da palazlanınca teşnem ılık sularda
koştum sonsuzluk fenerlerini aydınlatırcasına
hâlâ çok uzağındayım o zirvelerin
bilmiyorum yol mu uzundu ben mi yaralıydım
kırık tahta köprülerden geçmek için
kaç ceset terk ettim günahlarımdan soyunarak
öldü kuşlarım, zirveye yankımı bırakacak,
dağılırken kozalarım, bir dua içinde yanarak