yolun kaçıncı kilometresi
ne zaman pimi çekildi gençliğin
Beatrice’ten sonra mı, önce miydi
birinci yüzyılın son çeyreği
ne güzel şey yazmak seni
ulu orta, hiç sakınmadan, çekinmeden el âlemden
kim ki onlar zaten/tanımam etmem
ne güzel şey bakmak gözlerine bu satırlardan
yeşil gözlerin benim meskenim
kim baksa beni görür orada bilirim
görmese de körlüğündendir eminim
ne güzel şey sevmek seni
hastalıkta/sağlıkta
aç/açıkta kaldığımda
başım en sıkıştığında
ya da dans ederken baharla dünyanın çatısında
ne güzel seviyor olmak seni
iki cihanda
olmaz deme
öyle bir olur ki
nereden başlayacağımı bilemiyorum söze,
hatta başlamalı mıyım onu da bilmiyorum
bazen en iyisi susmakmış gibi geliyor
sustukça gereksiz daha az şey yaşanıyor sanki Şirâze
daha az mı kırılıyorum, rutinden daha az mı sapıyorum nedir
susuyorum ben de
yavaşlıyor zaman, beklentiler düşüyor hayattan
soluğum kesilmiyor, yalanla işim olmuyor mesela
sorulara cevap vermek zorunda kalmıyorum
oturup hayâl kurmuyorum
iki arada bir derede yaşamıyorum ya da
konuşmayanla kimsenin de işi olmuyor;
ne yerli/yersiz kapıma dikiliyor birileri,
ne de zaman müsrifleri uğruyor
hatta kimse adam yerine de koymuyor
asosyalliğim konusunda dedikodularsa kulaklarımı bir şekilde buluyor
sen olsan oysa, kim susturabilir ki beni
ne güzel şey sevmek seni
kim bilebilir ki
gitmeye karar verenin
gitmek için
hangi sözün ardına gizlendiğini