sayılı gün çabuk geçer
sözüne aldanmayın
bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
“kış” dedim, “henüz gitmek için hazırlık yapmıyor”
yukarıya gri bir kilim sermiş gökyüzü, buzlarda çatırdıyor adımlarım
“kış” dedim, “en az birlikte olmak istediğim, ama en çok karşılaştığım”
elimde renkli zarflara yerleştirilmiş kağıtlar
ve üzerlerine düşülmüş varlığı belirsiz adresler var
bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
“çocuklar okulda” dedim,
“kızaklarına binip tepelerden bırakmıyorlar kendilerini”
tek tük koşuşturan insanlar
kıştan kaçar gibi bir görünüp bir kayboluyorlar
ben mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
ceviz ağaçlarının yapraksız dalları altında yürüdüm
ıhlamurların solgun duruşuyla üzüldüm
“kış beni hep karamsar yapar” dedim
gitsin diye için için beklerim
bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
rüzgâr, tenimi kesip geçmesin diye atkımı yüzüme doladım
sıcak nefesim hırıltıyla bedenimi terk ediyor,
aldığım her nefeste içim yanıyor,
yerde metal bir para parlıyor…
“kumbarana koy bunu Şirâze” dedim,
“sen biriktirmeyi seversin”
eski notları, çakıl taşlarını, sinema biletlerini, rengârenk boncukları
elişi kağıtlarını, tatlı/tatsız anıları, acıları, gözyaşını, sorulamamış soruları
sesleri, kokuları, yaşanamamış paylaşımları
birlikte harcamak üzere istiflenmiş zamanları
ve hüznü ve özlemi ve kederi ve unutulması gerekenleri
bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
“siyah” dedim, “herkesin üzerinden akan renk”
bir mektup da “yaz mevsimine postalamalı” dedim
“renklerini topla da gel” diye çağırmalı
sen sıcağı pek sevmezsin Şirâze, olsun sen yine ışıl ışıl bak benim için
anarken güneşin ısıtma yeteneğini Orta Asya’nın bağrında,
ben kışla baş etmeyi de öğrendim
yüzüme kondurduğum hüzünle boyasam da her şeyi
tebessümü de çizgilerime yerleştirdim
bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
sırf bir sebep üzre evden ayrılmış olmak için belki
yüz hatlarını fark ettirmeden inceliyorum karşılaştıklarımın
tanıdık değil hiçbiri
bu yüzden belki Şirâze, hiç sıcak bakmıyorlar
bugün yine mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
“her kapıya bırakmalı bir mektup” dedim “gülümseyin kendinize” diye başlayan
yağmur da atıştırıyor bak, rüzgâr daha bir hiddetlendi
o an “dünyayı karış karış dolaşsam” diyorum kendime,
gülümsüyorsun
ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm
dünyayı arşınlamayı unutuyorum gözlerinde
ucu seçilemeyen bir derya uzanıyor yeşilliğinde
engininde martılar dalgalanıyor
Jonathan Livingston, “en yüksek uçan martı, en uzağı görendir” derken aralarında
çığlık çığlığa dolanıyor: “şimdi bir yaşama nedenimiz var; öğrenmek, keşfetmek ve özgür olmak”
gülümsüyorsun yine, ne de çok yakışıyor gözlerine tebessüm
“benim yaşama sebebim de sensin” diyorum
oysa bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
martılar dolan gözlerine takılı kalmışım
yağmur daha da hızlandı üstelik, rüzgâr onunla yarışta
“kış” dedim, “çok azimli, beni hırpalamak için”
kabanımın içine iyice gömülürken mektuplarımı aldım elime Şirâze
“onları şimdi adreslerine doğru fırlatmalıyım” dedim
rüzgârın önüne savurdum bir bir; uçtular, uçtular, uçtular ve ıslandılar
bugün mektuplarımı postalamak için çıktım sokağa
ben de asıldım bir köşelerine, bir umut işte belki düşerim kapına diye
en güzeli senin hiç gitmeyeceğini bilmek Şirâze
kimsenin seni benden sökemeyeceğini bilmek
şimdi adımlarım ağırlaştı, dönme zamanı
dizlerimdeki ağrı “daha fazlası çok gelecek” diyor
çekilip kuytularıma mum yakacağım ve bütün birikmişleri ışığında dökeceğim
yeni mektup sayfalarına döküleceğim, akacağım tepelerden tepelere
tut beni Şirâze, yoksa karanlıkça emileceğim