| daralmak, sığamamaktır Şirâze çıkar üzerimden dünya kostümlerimi benim her gün kaç sala verilir buralarda, kaç isim okunur bilir misin bilir misin; kaç kere küçülür de büyür, büyür büyür de küçülürüm pır pır eden ve pır pırları kulağımdan hiç gitmeyen eski zaman nidaları kesiyor günümü parça parça Şirâze, buhranlarımı hafifletecek ilacım İstanbul tarihinde süzülen dolunayda nükseden tüm geçmişi renklendirsem de giysem üzerime sonra kucaklasam en sevinçli nöbetlerimi anımsarken de nemlenen örtülerimi sersem güneşe Şirâze, “pek güzel olmuşsun” desem de öpsem sandığımın atîka kokulu hayâl nakışlarından metanetimi yitirmeden bir gün arasan da sorsan “nasılsın” ben de gül kokusu duymuş gibi olsam olsam Şirâze; olduğundan olsam, olmuşluğundan olsam olabilmişliğinden, olurundan olsam kızmasam sana hiç, kızamasam böyle içimde akan dereleri kurutacak kadar kuruyan derenin toprağına sarılıp ağlayacak kadar o kadar Şirâze, hepsi o kadar ne olduğumu bilmeden yaşayacak kadar uzak Şirâze bana yer bulamayacak kadar hayelân Şirâze tekinsizim, temkinsizim, teferruâtları bugüne dek sevmedim belli ki sevememişim kendime kır çiçekleri aldığım günleri çok geride bırakıp kırlardaki çiçeklerin üzerinden geçmek mecbûriyetinden o kaybedişin verdiği hengâmeyi teskin edememişim öteki dillerle söyledim, öteki ben’le söyledim söyledim hep kendi ezgimi, kendimi söyledim Şirâze ben dinledim, ben dinledim, ben hep dinlemişim dinledikçe uzlet çıktı karşıma, halvet çıktı karşıma hediye ettim “h” yi hediye ettim bütün vartalarımı hediye ettim bindiğim gemileri sonra “a”ları verdim postaya “neden” ile başlayan bütün soruların önünü kestim de müclâyım Şirâze sebep ben, sebep sen, sebep biz ben’i, sen’i; ben ve sen’den terekküb biz kimiz meğer anlatmamışlar hiç bir olsun tutup kolumuzdan yolun sınırlarını genişletmemişler yani ki dememişler Şirâze, tek hecelik aşk’ın önümüzü kesip de bir ömrü kuyulaştıracağını kuyuların ne acîp olabilmekliğini, serrâ ve darrâ îzâhına dokunmamışlar bu diyarın yolcuları Şirâze, hep aynı çukura uğramış da küs düşmüşler isimlerin yüreğine gelen söyler, giden söyler, uyku çöker söylenenlerin üzerine gelen söyler, giden söyler de söylene söylene ömür biter bu ne hâldir Şirâze; sen bana de de çıkayım düze düzlüğe, senin düzlüğüne mînâfâm duruşlar içinde Şirâze, resmederim seni mihrin yansır aynama, alır gözlerimi de göremem fecrini, fevzini, feyzini naz’ım, nazım sana “tak” sesleri duysam da açmam, açamam kilit vurulmuş çıkışları ne kırıl, ne yıkıl, ne vur kendini açlığa naz bitmiştir, naz’lığım bitmiştir, naz’ın bitmiştir gelmesen ecel gelir, gelsen ecel gelir; bu duruşun iki ucu keskindir Şirâze, yine de kan rengi saçlarım senindir senindir hiçbir şeyim, senindir beş kuruşsuzluğum, senindir yokluğum; tozum, n’olmuşluğum ben sensiz de hoşum, senli de bir hoşum; olsan bulanık; olmasan nakıs, nâkız ve naîr işte budur deyip diyeceğim Şirâze bütün boşlukları var kendi ellerinle doldur rün bıraktım şehrimin arnavut kaldırımına Şirâze’n, Şirâze’mdir |