kail’im
lebrîz’im
her an’da vahîmim
şu nâr-ı aşk’tan firâr edemedim
ben Şirâze mâverâya erişemedim
yok mu bu lûgatte nesh-i aşk
eskiyen hâlimi görüp mü kaçırıyorum ben’i, bilme diye
“eskiden” demekten mi bu hayâ
eskiyeni atarlar diye mi bu korku
ya da pahalıya satarlar endişesi mi bendeki
eski olan kıymetsiz midir, o mudur yoksa paha biçilemeyen
çıkamadım işin içinden
kararsızım yine, epeydir izini yokluyorum binlerce satır içinde
bulsam seni, diyecek tek sözüm yok oysa
ben bütün sözlerimi ecnebî memleketlerde ekmek parasına satışa çıkardım
sen nereden bileceksin belimdeki silahın mermi sayısını
nereden bileceksin Şirâze
kaç hücûmda yere kapaklandığımı, kaç pusuya yattığımı
kaç pusuda yaralandığımı, kaç pusudan çıkarıldığımı
nereden bileceksin sen Şirâze
Rus ruletini, Rus yapımı filmlerin en yaralayıcı karesini
Rus havasının inzivaya iten çaresizliğini
eskiyen hâlime bakıp sigaya çekiyorum aşk mefhumunu eşeddinden
somutluğunu bitirdim, kalan soyut duruşundur bende azîm olan
al sana ait ne varsa, al senin olan ne varsa, al neyin varsa Şirâze
eski olana yakışmayacak kadar cemîl ve lâtif ve nâzenin sen
incinmeye, incitilmeye, incelmeye gelmezsin
bu uzaklık düşman, arayı açtıkça açıyor
şu şeytan başımda hileli belâ, ben yüzümü döndükçe yönünü değiştiriyor
ne zorlu bir maratonmuş meğer içine düştüğüm, ne zahmetli Şirâze
kaç zamandır tetikte uykularım
her gün kilit değiştirip kendimi emniyete aldığımı sanmaktayım
bu ne biçim bir tutukluktur Şirâze, bu ne biçim bir tutukluluk ve yanılgı
gelin beriye
teslimim artık; direniş bitti, sona erdi isyanım
Simeranya’ya giden vapuru gözlemedeyim, delilik mertebesini de aştım
huşû ile kapaklanıp toprağıma, huşû ile kavuşurum ne varsa arandığım
ince hesaplar yüzünden çizikler oldu şerha, kime görüneyim Şirâze
kimdir hekimi onulmazlığın
“zeyni hüzne bulamışsın” der gezer endâzeyi tutturmayı denemiş olanlar
bir şal atmışım omzuma, belli ki soğuk
tebessümüm belki de bu yüzden lirik
dayanmışım bizim sokağın yetmişli yıllarına
bana ulaşan sadâlar şimdi bile delik deşik
kül her şey, küll her şey; birini yel savurmuş, diğeri dimdik
daha beter olmadan düze çıkmanın yolunu bulmalı
artık alışmalıyım bana uğramayışına
daha beter olmadan Şirâze
deryâb herkesten çok kendime, deryâb tek bana
akabinde bir nebze oh ile şükrü edâya koşmalıyım
ne tuhaf şu olmak hissi, bazen yokluyor insanı
ne tuhaf şu olmayışının büyüttüğü garabet Şirâze