muallak bir durumda nasıl olursa insan
öyleyim
kitabın adı kâfi ifadeye
ne azı, ne fazlası; ben böyleyim
tüm adresleri değiştirdim
selis anlatımla, Uzak Doğu’nun gizemlerini
bir de şiirle aramdaki engin mesafeyi
hâlâ bir çözüm süzgecinden geçiremedim
yağmuru orman kadar, ormanı yeşil kadar
yeşili de sen kadar sevemedim
yakışmadı hiç üzerime aldığım; renk, söz, biçim, duruş, tavır
dahası ben yakıştıramadım
her konuda birinci dereceden kabahatliyim
“suçluluk psikolojisi” diyelim kestirmeden, gitsin
öncekilerden farklı olan
içimdeki sıkıntının büyümesi
bir alev topu besliyorum
vurguya az var
sonra şahlanan bir duygunun peşinden koşarak, soluk soluğa Şirâze
buralarda belki de hiç kimsesiz oluşun yalnızlığına bulanıyorum, hâlâ
aynada yaşamaktan mı sıkıldım, ayna olmaktan mı
yoksa aynaya nüfuz etmekten mi
ben Şirâze, kendime yine yeni aynalar buldum
sen söyle şimdi yansımalı mı, yoksa yansıtmalı mı
sekizinci vurgu
avaz avaz bir bütünlenme beklentisi; târifsiz, tâkatsiz; üstelik hepten asılsız
ben bir balık; bu yüzdendir suyla değişmez muhabbetim
inada karşı iflâh olmaz gizli meylim
ısrara kim olsa tahammül edemeyişim
ve bu sonu gelmez, dibi görünmez uçsuz bucaksız
zaman zaman beni dahi derinliğinde boğan Haşim duruşlu sentezlerim
toplamda, “tağyire lüzum var” notunu
her baktığım noktaya bir kanaviçe misali işlemeye beni icbar eder Şirâze
ama ben daha sana hiçbir şey söyleyemedim
ne ki noksan şimdi her şey
bu yüzdendir hatta benim noksanlığım, noktasızlığım
üç-buçuk, bir de çeyrek
sakin ve duru; nedir bu telâş,
göç vakti mi yine, dur biraz Şirâze
dur biraz, durul biraz, soluklan
daha yavaş, biraz daha ağırdan almalı
durdum, duruyorum, durmalı
yürek çatlamadan
senin olmazlığını ya da olmamaklığını ya da olamayışını
kehânet yüklü incelemelerle irdeliyorum
kendime mantıklı nedenler üretme derdindeyim çünkü
sahici değil, sahteyim; kaderci değil, yolu çizenim
gelenekten sıyrılabilen bir modern çağ çekiminde derin bir tuzağım
aldanan değil, aldatanım; kurgulayan değil, kurgunun içinde kalanım
sen Şirâze, ben Şirâze; bilmece içinde bilmeceyim
seni de beni de bizi de, yoruldum artık çözmeyi denemeyeceğim
ey sen! elimden kaçırdığım bir ikindi kerahatinde
lüzumundan fazla terkettiğim, yerli yersiz söylendiğim ve söz verdiğim
bulanık sınırlarda şimdi, fazlasıyla müteessirim hâlimden
biliyorum artık, ipin ucunu vakti geldi bırakmalıyım
ey sen! ütopyam! zâhirde mavi asılda farklı olan
sözlerimi de silmeliyim artık tüm sayfalardan, safhalardan
suç üzerimde kalmasın diye üstelik, ben üstlendim bütün suçları
şimdi hafif öksürük nöbetleri arasında kalıyorum çok da kaygılanmadan
bazen Şirâze, kendi karanlığımdan sıkılıyorum / bu sıkıntı başa belâ
açacak pencerem olsa deniz görsün istiyorum
kokusunda yosun parçacıkları taşıyan
mürşidimi bulsam çare, bulmasam biçare
hayata nereden tutunacağını hepten şaşıran müflis kadar âvare
belki aşık kadar mı divaneyim
uzun öykülerden kaçarım, uzun şiirlerde acı içinde solarım
git kaygısız / sonra dilersen gel
ben buradayım uzun zamandır
uzun zamandır nöbetteyim
lüzumundan fazla terkettiğim
hep söylendiğim
hep öfkelendiğim Şirâze
özledim