| meşakkatim me-, -tim ve mevtim şâkkatim, kâtim, -tim Şirâze seni dinliyorum; azapta, Zap’ta, bağda, Vorkuta’da; o yanda, bu yanda; dinliyor ve kapatıyorum gözlerimi seni dinliyorum ben Şirâze; Rimbaud geçer fikrimden; Gogol geçer, Soljenitsin geçer hepsinde Şirâze, hayatın açtığı derin yarıklar var seni dinliyorum ben Şirâze, dinlerken Rimbaud ve Gogol ve Soljenitsin arka plânda fon oluştururlar bir görsen medd mi artık, yoksa cezr mi ağır basar bunca zaman tüm cıncıklarım kırıldı hâlbuki, daha mı hassâsiyet; neye, neden, kimle ve kim için bu minvâlde, birgün’ü Şirâze aramaktan vazgeçtim; belli ki “birgün” hâr ile, zarar ile, ol zamandan ve mekândan bigâne belli ki “birgün” birgün’ü bekletmeyenlerin yanını mesken görmede ben kaldım böyle Şirâze, birgün’süz; muntazır ben hep kaldım, kem oldum küm oldum, kem küm oldum Şirâze kapat bana kendini, “yok” de, “hiç olmadı” de “bir hayâldi” de, “vurdum, kırdım, unuttum” de “yazdım-sildim, yazdım-sildim” de sonra dön kendine, tüm sözlerini önüne toparlayarak ekberinden bir “kizb” çek bu şevk ile… havada puf bulutum, çayımda olmazsa olmazım, terk’im, betim benzim, seni sana yükleyenim Nübye’de meselimizi aradık biz sıcağın koynunda, yol boyunda lisânımızı bulduk diye sevindiğimizde, ne anlatabildiğimizi ne de anlayabildiğimizi fark ettik çölün dili başkaydı, başkaydı öykülere isim verişi; ölümü çokça fısıldayandı yolcuların kulağına Şirâze kem küm ettik sen ve ben; kem ve küm ile hikâyemizi kaybettik bir kem, bir de küm Şirâze mevt çıktı mı karşına, aşk ne, aşık ne imiş mevt çıktı mı karşına, bütün hikâyelerin rihleti imiş nâkısmış, tamâmmış; başı, sonu, ünlemi yerli yerinde bir lâkabı bile varmış, yokmuş; ehemmiyetsiz Şirâze geç bunları; hakikat gizli bir sır, insan boynunda asılı dehdehîden kıymetli bir ziynetmiş billûr açar dilnevaz akşamlarda hikes Bîjen der iklîlim, der leyl-i serdim, der bend-i dilim… ve nazar söner bîhuş bu kez yakamda kış, karsız da olsa soğuk iliklerimde bu kez Şirâze; rahat mıyım, rahatta mıyım bilmez kalabalıklarlayım kıvrak manevralar yapamayacak kadar tutuk ve hantal, seyir hâlindeyim çıkma karşıma Şirâze, panzer’liyim içimin kanun dışı her kelâmına, her tavrına, her duruşuna, her bakışına müdâhale için tedbirliyim ne dersen de; dengesizliğimden sürünmedeyim, yerlerdeyim, torprak üstündeyim Şirâze yani ki; hiç de bıraktığın şiirde, bıraktığın şekilde değilim; misl-i sen üzerimizden katran geceler geçti, üzerimizden beyaz uçuşlar yapan tayyâreler geçti üzerimizden göçmeyi beceremeyen savunmasız leylekler geçti üzerimizden Rus temasından sıyrılamayan anılar geçti Şirâze, üzerimizden tabir-i caiz olmayan teklemeler geçti bu yüzdendir tâkatsizliğim bu vecd ile… bir vak’a-i garîbim, has odasına çekilmişim sarayımın / vak’a-i garîb “takılıyor yerdeki göklere ayağım” * / ne âcib kalmaya yok arzum, gitmeler olmuş hısmım Şirâze; işimin pîri, işimin ehli, işimin serbülendi hiç değilim diye yanmadayım Şirâze! Şirâze’m! ben hep böyle miydim *Necip Fazıl Kısakürek |