Şirâze’den Şirâze’ye Saklı Mektuplar -30

meşakkatim
me-, -tim ve mevtim
şâkkatim, kâtim, -tim Şirâze


seni dinliyorum; azapta, Zap’ta, bağda, Vorkuta’da;

o yanda, bu yanda; dinliyor
ve kapatıyorum gözlerimi
seni dinliyorum ben Şirâze;
Rimbaud geçer fikrimden; Gogol geçer, Soljenitsin geçer
hepsinde Şirâze, hayatın açtığı derin yarıklar var
seni dinliyorum ben Şirâze,
dinlerken Rimbaud ve Gogol ve Soljenitsin
arka plânda fon oluştururlar
bir görsen medd mi artık, yoksa cezr mi ağır basar

bunca zaman tüm cıncıklarım kırıldı hâlbuki,

daha mı hassâsiyet; neye, neden, kimle ve kim için
bu minvâlde, birgün’ü Şirâze aramaktan vazgeçtim;
belli ki “birgün” hâr ile, zarar ile, ol zamandan ve mekândan
bigâne

belli ki “birgün” birgün’ü bekletmeyenlerin yanını mesken görmede
ben kaldım böyle Şirâze, birgün’süz; muntazır
ben hep kaldım, kem oldum küm oldum, kem küm oldum Şirâze
kapat bana kendini, “yok” de, “hiç olmadı” de
“bir hayâldi” de, “vurdum, kırdım, unuttum” de
“yazdım-sildim, yazdım-sildim” de
sonra dön kendine, tüm sözlerini önüne toparlayarak
ekberinden bir “kizb” çek

bu şevk ile…

havada puf bulutum, çayımda olmazsa olmazım,

terk’im, betim benzim, seni sana yükleyenim
Nübye’de meselimizi aradık biz sıcağın koynunda, yol boyunda
lisânımızı bulduk diye sevindiğimizde,
ne anlatabildiğimizi ne de anlayabildiğimizi fark ettik
çölün dili başkaydı, başkaydı öykülere isim verişi;
ölümü çokça fısıldayandı yolcuların kulağına
Şirâze kem küm ettik sen ve ben; kem ve küm ile hikâyemizi kaybettik
bir kem, bir de küm Şirâze

mevt çıktı mı karşına, aşk ne, aşık ne imiş
mevt çıktı mı karşına, bütün hikâyele­rin rihleti imiş
nâkısmış, tamâmmış; başı, sonu, ünlemi yerli yerinde
bir lâkabı bile varmış, yokmuş; ehem­miyetsiz Şirâze
geç bunları; hakikat gizli bir sır,
insan boynunda asılı dehdehîden kıymetli bir ziynetmiş

billûr açar dilnevaz akşamlarda hikes Bîjen
der iklîlim, der leyl-i serdim, der bend-i dilim…
ve nazar söner bîhuş


bu kez yakamda kış, karsız da olsa soğuk iliklerimde

bu kez Şirâze; rahat mıyım, rahatta mıyım bilmez ka­labalıklarlayım
kıvrak manevralar yapamayacak kadar tutuk ve hantal,
seyir hâlindeyim
çıkma karşıma Şi­râze, panzer’liyim
içimin kanun dışı her kelâmına, her tavrına, her duruşuna,
her bakışına müdâhale için tedbirliyim
ne dersen de; dengesizliğimden sürünmedeyim,
yerlerdeyim, torprak üstündeyim Şirâze
yani ki; hiç de bıraktığın şiirde, bıraktığın şekilde değilim; misl-i sen
üzerimizden katran geceler geçti,
üzerimizden beyaz uçuşlar yapan tayyâreler geçti
üzerimizden göçmeyi beceremeyen savunmasız leylekler geçti
üzeri­mizden Rus temasından sıyrılamayan anılar geçti
Şirâze, üzerimizden tabir-i caiz olmayan teklemeler geç­ti
bu yüzdendir tâkatsizliğim

bu vecd ile…

bir vak’a-i garîbim, has odasına çekilmişim sarayımın / vak’a-i garîb
“takılıyor yerdeki göklere ayağım” *  / ne âcib
kalmaya yok arzum, gitmeler olmuş hısmım
Şirâze; işimin pîri, işimin ehli,

işimin serbülendi hiç değilim diye yanmadayım

Şirâze!
Şirâze’m!
ben hep böyle miydim

*
Necip Fazıl Kısakürek

Bu yazıyı paylaşın