İnsanın doğal yapısında vardır seçicilik. Her insan farklı tercihler, seçkiler ortaya koyar. Bu durum insanın kendinde var olan kıymetleri tespit etmesiyle başlar.
Sanat, güzelliğin tespitidir. Sanatçı var olan güzelliği arar ve bulur. Sonra onu seslendirir. Onu yorumlar. Ona ait kimi çizgiler, kimi desenler, kimi renkler, kimi mısralar ekleyerek dahası yorumlayarak onu albenili kılar. Onun tespitini aktarır. Çevrede olup biten her şeyin tanığı olan insan, kendisinin de yaptıklarının da yaşadıklarının da birer tanığıdır.
Sanatçı yaşadığı anı, zamanı çoğaltır. Bereketlendirir de denilebilir. Yaşadığı anı belgeler, tutanaklara geçirir. Kayıtlar düşer. İnsan daha çok kendisini ispat için uğraş verir. İç oluşumları, fikirsel süreci, zihinsel kurguları, bakış, inceleyiş, onarış, karşı koyuş gibi imlerle yakalamak ister kendisini. Aslolan sanatçının resme koydukları, resmettikleri, renklerle oynaşıp durduğu her şey bir bakıma kendisidir. Kendisini belgelemek istemektedir. Bu kendi kendisini görme, hissetme, tutma, sahip olma dürtüsü, çoğunlukla sanatçının ortaya koyduğu ürünlerde kendisini ele verir.
Bazen sanatçı fırçasına, kalemine sahip çıkamaz. Böyle durumlarda sanatçı, iç dünyasında fırtınalar yaşadığını, devinimler, gidip gelmeler (med-cezir gibi), inişler-çıkışlar veya çok aykırı, çok radikal söylemler, çizgiler, fırçalar doğal bir şekilde kendisini ele verdiğine tanık olunur. Genellikle ressam, şair ve edebiyatçıların kendi yaptıklarının serüveninde tılsımlı yolculuklara çıkarlar.
Kimi zaman böyle durumlar toplumsal öncülükleride kendiliğinden doğurur.
Sanatçı her gün yeni serüvenler arar. Yeni heyecanlar yakalamaya çalışır. Bulduğu yenilikler yeni doğumlar için hazırlıktır. Her olayın, her türlü şartların kendine özgü kazandırdıkları vardır. Doğada yakaladıkları ile, toplum bireylerinde yakaladıkları ya da siyasal, sosyal, ekonomik değişimlerde yakaladıkları kişiliklerini ciddi noktada etkilemektedir. Bir arayışın, bir buluşun, bir doğuşun şarkısı peşindedir ressam. Her türlü malzemeden faydalanır. Bir kuş sürüsü, bir deniz fırtınası, bir gök gürlemesi, çiçeklerin hevenk hevenk sunduğu söylemler, bir denizci türküsü, bir ala karga, bir üzüm bağı, bir köylü kadının didinip durması, bir genç kızın yüzündeki ifade, bir çocuğun tebessüm ve ağıtı gibi her şey ressamın resmine, şairin şiirine girer. Buna engel olamaz sanatçı. Çünkü gördüklerinin tanığıdır ve tutanaklara geçirmek gibi bir mecburiyeti vardır.
Sanatın faaliyet alanı insanın bizatihi kendisidir önce. Kendini arayıp bulma peşindedir. Sonra dış dünyasına yönelir. Oralardan bir arı gibi bal toplar. Kelebek gibi çiçekleri güzellikleri ziyaret eder. Buradaki uğraş doğanın tespiti değildir, taklidi değildir. Bizatihi insan oluşunun ispatıdır. İnsan önce ağladı. Sonra yeryüzü yaşamını paylaştı. Bu paylaşımdır doğayı, ağacı, kuşları, güneşi, geceyi, kadını, erkeği, yağmuru, dağları, uçsuz bucaksız gökyüzünü, maviyi, yeşili, beyazı/ırmağı seviyor olması.
Sanatçı tespit yaparken doğal zenginliğini yakalamaya çalışır. Her şeyin kendi doğallığı asıldır. Her aslın uzandığı kaynak kendi merkezidir. Beslendiği, büyüdüğü toplumun, ailenin, toprağın kendisidir. Dahası yeryüzünde bulunan her şey bir geliş, bir muştu, bir söylem içerir. Yeniden bulma değildir bunlar. Bulduğumuz, yakaladığımız ne varsa hepsi doğal olarak vardır. Bizler sadece aradığımızı bulmaya çalışmaktayız. Yani sanatçı, sonradan bir şeyler üretiyor değildir. Ürettikleri daha önceden var olan nesnelerdir. Bulduklarımız, hoşlandıklarımız insanların hoşlarına giden ne varsa bulgucu olmak için uğraş veriliyor olmasındadır. Her var olan şey kendi mükemmelliğindedir. Sanatçı bu mükemmelliklerden yararlanır. Kendi dünyasını süslemeye, güzelleştirmeye çalışır.
İnsan yaratılış olarak bütün bilimlerin, sanatların, şiirlerin merkezidir. İç dünyasındaki koşu götürmektedir onları bulmaya. Bütün arayış, bütün çaba gizli duran, kapalı duran yönleri arayıp bulmada. Sanatçının yakalamakta olduğu gerçekler arandıkça berraklaşan, bulundukça zenginleşen bir kaynağı vurgular. Resmetmek istediğimiz şey insanın bizatihi kendisinin görsel bir malzeme olmasında değildir. Aslolan insanı görsel bir malzeme gibi görmek yanlış bir tespit olur. İnsanın kendisini görsel bir sanat gibi merkeze alması kadim bakış ve anlayıştan uzaklaştıracaktır.
İnsan ve insan merkezli her şey her gün yeni değişime uğramaktadır. Aynı değişim doğal olarak evrende de yaşanıyor. Bu değişim, bu yenilenme tıpkı mevsimlerin getirdikleri, taşıdıkları, yok ettikleri nasıl ki yeni düşleri, yeni ufukları, yeni bakışları, yeni anlayışları ortaya koyduğu gibi sanatçıyı da etkilemektedir.
Geçmiş dönem, tarihi perspektif, mitolojik yapılır, bulgular, yine medeniyetlerin anlayış, kültür ve örfleri, sanat, şiir, mimari ve resme bakışları da aynı zamanda önem arz eder. İçinde yaşadığımız an-zaman ve yarına ait söylemler, bakışlar, gelecekle ilgili düşler sanatı, sanatçıyı daha görkemli, daha özgür, daha yalın olarak beklemektedir.
Değişimler her zaman insanı mutlu kılmaz. Ne var ki zaman içerisinde vazgeçilmez hayat anlayışı haline gelir. Bu bakış perdesi, yeniliklere açık olmak geçmişle bağı koparmadan bilimsel bulgular, sanat anlayışları bizi, toplumu yarının gençlerini ilgilendirmektedir. Sanatın sonsuzluğa bakışı içerisinde taşıdığı aşkla anlatılabilir. Sonsuzluğa özlem somut olmaktan çok soyut ifade eder. Soyutu anlamlandırabilmek sanatçının zihin, gönül ve evrene bakışıyla ilgilidir kuşkusuz. Görsel malzemeler, somut dünya evreninde olup biten her şeyin bir de soyut tarafı vardır. Zor olan soyut olana kapı aralayıp yolculuğu göze almaktadır. Bu yolculuk nice sırları, nice sonsuz aşk yollarını insana gösterir. Bunu en çok sanatçı yaşar.
Bütün bu yolculuklar sanatçının daha özgün çalışmalar yapabilmesi içindir. Eskiyi, yeniyi, değişimi, mevsimleri değerlendirmek zorundadır. Yıllarını bilemediğimiz bir zamanda ve mevsimde hayat yolu bitmeden bizden bir şeyler bırakmaktır sanatçının çabası. Sanatçı kendisini albenili bir dünya içerisinde kaybetmeden gelecek nesillere elle tutulabilecek gözle görülebilecek, ruh şölenleri yaşatabilecek, derin ufuklar açabilecek çalışmalara imza atabilmesidir. Buradan bir sonuca doğru yürümeliyiz. O da şu:
Sanatçı sanatını örerken, kendi iç dünyasını onardığı oranda yenilikleri yakalar. Gelecek nesillerin izleyebileceği bir çizgi, bir iz bırakır geçip gittiği yollarda. Bütün çaba geride güzel bir seda, güzel bir im, güzel bir iz bırakmaktır.