yırtık bir rüzgar gülünü anıyor kalbim
ve kulaklarımda çınlıyor bazı derin akşamlar
giderken yakana taktığın karanlık
kimbilir diyorum öleceğim
aklımda bir denizin gözleri
ve adınla bileylenmedikçe eskiyen ıslık
saçlarımı güz yağmurlarıyla yıkardı eskiden
şimdi bir bankada memure olan annem
gülhatmi kaynatırdı karakışı bir kolay atlatmak için
bakma sen ağaçlar kuşlara konuyordu o zamanlar
geliyordun, bir tren yolu uzuyordu İstanbul’dan Hicaz’a
ben tutup yağmurun hokkasıyla bir düş çiziyordum
padişah oluyordum ardından gök saraylar var sanarak
ikişer bulut dağıtıyordum
bu masaldan payımıza
aradım,gülhatmi ve zencefil satılan dükkanlar müflis
dantelalar gipürler bir fetretin tanığı
ve tahta çitlerle uyumlu bir kafiyenin
yeri yok şarkılarda
Bayrampaşa civarında kokladığım filbahri
kulaklarımda çınlıyor bazı derin akşamlar
kimbilir diyorum öleceğim
aklımda göremediğim rüyalar
ve adına heveslenip coşuveren fırtına.