Sezai Karakoç’u Yazmak İsterken – VI –  

BAY ŞAİR – Kendimiz mi dedim? Yok, şey yani, kısmen Leyla ile Mecnun da denebilir ama denemez, aslında neyi yazacağında kalmıştık. (Durur. Kendi kendine söylenir gibi) Sözü neden değiştirdim ki? Yok yok, bu kolay bir vazgeçiş… ya da hayır, bu bir yenilgi! Çabucak yenildim.
BAYAN YAZAR – (Düşünmeyi bırakır ve Şair’e bakar.) Yenilgi yenilgi büyüyen zaferler olduğundandır.
BAY ŞAİR – Evet, öyle olduğundandır. Ya da şairi de teselli şiirle olduğundandır, ya da yenildiğim sen olduğundandır…
BAYAN YAZAR – Ya da?
BAY ŞAİR – Devam etmeyecektim.
BAYAN YAZAR – Kırgın veya kızgın gibisin.
BAY ŞAİR – Yenilgi kavramının zafere geç yürümesinden olsa gerek. (Kalkar ve odanın içinde dolaşır. Tak tak adımları duyulur) Yine de adımlarını duyuyorum, yenilgimin zafere doğru yürüyüşünün. Ama yavaş, çok yavaş. (Masaya yönelir, eliyle masayı gösterir) Baş tacı yenilgimi koyup şu masaya, şimdi şiir mi yazsam? (Odaya, tek tek eşyaya, Yazar’a bakar. Her baktığı şeyin üzerinde bakışları bir süre ısrarla durur.) Dış realite, dış realite… Dış realite burası ve sen, sen ve burası… Şimdi buranın şiirini yazsam içimin rengiyle boyanacak burası. Hepsini aynı potada eritip, hepsini tekrar kaynaştırıp ve bütünleştirip bir eden o boya olacak. “Sanatçının iç realitesi ağır basıyor demek ki dış realiteye. Dış realite, iç realiteye engin ve cıvıl cıvıl kaynayan bir malzeme ödevini görüyor. Sanat, cevherini, gözleri malzemesinden ayrılmıyor olsa da, sanatçıdan alıyor, dış dünyadan değil. Şiirde duygu realizminden, hikâye ve romanda ise vaka realizminden söz edilebilir.’’ (Yazar’a) Tamam, ben buranın şiirini, sen de hikâyesini yaz. Bürüyüşte dumandan bir tül gibi, hafiflikte yükselen bir tüy gibi ve gerçekte buğu gibi olan duyguyu, bir su damlası gibi kelimelerle yoğunlaştırıp alıkoyayım (bir su damlası ne kadar alıkonulursa o kadar alıkoyayım); sen de, uçup gidecek bir kuşun ayağına ip bağlar gibi kelimelerle, uzun uzun cümlelerle vakayı alıkoy.
BAYAN YAZAR – Yanımda, bir süreliğine, bir kuşu alıkoyar gibi vakayı alıkoymak. Ve ayağına ip bağlar gibi ki bu biraz canımı acıtacak. (Duraklar) Geçmiş hikâye edilirken ki hüzne benzer belki de. İp gibi yeryüzünün parmağına dolanan, satır-sayfa kıvrılan yollarda gezinip ve ondan bir öykü koleksiyonu oluşturmak… Yeryüzünün parmağına dolananı diline dolandırmak… Gökyüzü şiirse, toprak düzyazı.
BAY ŞAİR – Bu benzetme güzel oldu. (Yerine oturur) Gökyüzüne şiir yeryüzüne nesir yaklaştı ve yakıştı. Verdiği ilhamla Rabbin kelimeleri çoğaldı. Bezendiler yer ve gök kelimelerle.
BAYAN YAZAR – (Başını yukarı kaldırır, gökten başına kelimeler yağıyormuş gibi gülümseyerek bakar ve tekrarlar:) Bezendiler yer ve gök kelimelerle.
BAY ŞAİR – (Ona bakar ve Şair de başını yukarı kaldırır. Gerçekten yağan kelimeler varmış da, onları görüyormuş gibidirler. İlham akımlarını taşıyan manevi bir havadır hissedilen… Bir süre bakarak kalırlar öyle. Ve Şair başını indirmeden mırıldanır gibi okur:)

“Ufuklardan ufuklara taşıyarak kelimeleri
Ne yapılar kurdum eleğimsağma gibi
İçimdeki buluttan yağıştan şimşekten ışıklardan’’

BAYAN YAZAR – “Tart kaderini kuş uçuşlarındaki hafiflikle
Bülbül ötüşüyle gül açılımındaki arzuyla
Deniz altı kırmızı ve yeşil yosunla
Ateşle hayatının her anındaki atomu
Formülü Cebrail’in cebinde olan iksirle

Ve sen şairsin kelimeler ülkesindeki bilge
El salla fosfordan daha ışımış bir umut
Zeytinden daha yeşil bir muştu
Daha sakin palmiyeden defneden
Bir çağrıyla tükenmeyen
…
Yazısız bir mezar taşısın belki
Ama kendisi yazı olan
Çağın toprağındaki şifreyi söken
Ağaran tanın kırmızı yağmurunu çizen

Git gidebildiğin yere
Kalemden kâğıttan defterden öte
Kitaptan sonraki sette
Dur ve bul o ülkeyi yeniden’’

(Ardından başlarını eğerler. Bir an sessizlik.)

BAY ŞAİR – Bu zaman durmuş, donmuş gibi… Ve bu zaman, bir an ebediyete uğramış gibi ne uzun mutlu andı!
BAYAN YAZAR – Uğradığında kalakalsaydı… Yani dönüşümsüz ebedileşse bu an. Ömür bu tek parça andan, bu esin sağanağından ibaret olsa. -Zaten ebedileşse bu ebedi andan dışarı çıkamayız.-
BAY ŞAİR – (Düşünceli bir hâlde) Böyle bir an, yaşam boyu yetebilir bir insana, ama yaşamın kendisinin salt bu andan ibaret olması… (Bir an duraklar.) Mümkün değil de, varsayalım mümkün olsa… Hep böyle olsun ister miydin?
BAYAN YAZAR – Tereddütsüz isterdim.
BAY ŞAİR – Dünyanın diğer zevk ve lezzetlerinden vazgeçmiş oluyorsun böylece.
BAYAN YAZAR – Hepsine karşılık tek şey istemişliğimin farkındayım. Belki de insan bu kadarını kaldıramaz. Ama istemiş olmam başka, kaldırıp kaldıramamak daha başka şey.
BAY ŞAİR – Kesinlikle. (Esprili bir ses tonuyla) Sen de esin perilerini buyur edersin koltuklara, durmaksızın yağıp çoğalan kelimeler içinde birlikte oturursunuz.
BAYAN YAZAR – (Esprili ses tonuyla) Buyur etmez miyim hiç. Hatta odaya sığmadığımızda açık alanda ikamet ederiz.
BAY ŞAİR – “Bu ülkede ilham yağmur ve rüzgârlara bakar’’ demişse de Karakoç (tıpkı, şimdi, bu odada olduğu gibi), böylece sen ne yağmuru beklersin ne de rüzgârı. Ben de beklemem. “…seninle birlikte şiiri yeniden dolanıyorum / Sıcak sularda fosfor sarhoşluğunu arıyorum / Sen beni çekip yeniden evrene bırakıyorsun / Ayın ve tutsaklığın ve kurtuluşun öyküsünü kalbime bırakıyorsun’’
BAYAN YAZAR – İlhamın iletkenliği mi bu? Benden sana, senden ona ve…
BAY ŞAİR – (Güler) Elektrik akımı gibi mi düşündün?
BAYAN YAZAR – Evet.
BAY ŞAİR – Öyleyse bakır tellere ihtiyacımız var daha da uzaklara ve başkalarına iletebilmek için.
BAYAN YAZAR – Tamam tamam, ilhamı elektriğe benzetmekten vazgeçtim. Kalsın bakır/gümüş teller, kalem yeter.
BAY ŞAİR – (Kalemlikten bir kalem alır ve iki parmağı arasında döndürerek) İşte iletken ve bu kâfi. “Nun velkalemi vema yesdurun.’’ (Kalem Suresi 1. Ayet) Nun ve kalem ve ehli kalemin satıra dizdikleri ve dizecekleri hakkı için’’ (Elmalılı Hamdi Yazır Meâli)
BAYAN YAZAR – “Tanrı’nın gözüyle bakış penceresidir bu.’’
BAY ŞAİR – Evet, tam da bu. Ayeti Elmalılı’dan ayrı bir de ben açıklayacaktım.
BAYAN YAZAR – Açıkla lütfen.
BAY ŞAİR – Elmalılı’nın meâline ve söylediğin dizeye bıraktım bu işi.
BAYAN YAZAR – Senin açıklamanı da duysak…
BAY ŞAİR – Söylememem daha iyi olacak. Ayetten bahsediyoruz. Yazarsın falan risk almak istemem.
BAYAN YAZAR – “Ve Tanrı görünüyor artık / Ve Tanrı onlardan razıdır artık / Saçılıyor bir hazine gibi ortaya / Gizli bir hazine gibi ortaya sırlar / Dayanmaz oldu bu açılıma aynalar / Kırılıp dökülüp yokluğa karıştılar’’
BAY ŞAİR – (Tekrarlar) “Dayanmaz oldu bu açılıma aynalar / Kırılıp dökülüp yokluğa karıştılar’’ BAYAN YAZAR – “Ruhta kopan fırtınalar dindi / Gökten gönle sükûnet indi / Anladı ki acı tatlı soğuk sıcak / Geçmiş ve gelecek ayrılmak ve kavuşmak / Hep ayni varoluşun dönüşümleri / Aydınlanışımları ve sönüşümleri / Her şey havada döner durur / Sonunda Tanrı varlığında yok olur’’
BAY ŞAİR – Arthur Rimbaud’nun şair için dediği:

“Güvertemde cins şaire mahsus yiyecekler:
Deniz yosunları, mavilik meduzaları.’’

Yani Samanyolunda Ziyafet. (Bir an) Bir şey içmek ister misin?
BAYAN YAZAR – Sağ ol. (Duraklar) Ama ben sormalı değil miydim?
BAY ŞAİR – (Esprili) Kelimelerin efsunu bozulur sen sorarsan…
BAYAN YAZAR – Nedenmiş o?
BAY ŞAİR – Soyutu somuta tercih ettiğinden, maddeyi yok saymak isteyişinden…
BAYAN YAZAR – O kadar da değil.
BAY ŞAİR – Ne kadarı hakkında bir belirleme, bir ölçüm, bir tanımlama yapamayacağım
ama… sende böyle bir şey var. Hem kimin sorması gerektiğini boş ver, böyle bir soru var ortada, cevap lütfen.
BAYAN YAZAR – Hayır, teşekkürler. Sen içmek ister misin?
BAY ŞAİR – Belki daha sonra.
BAYAN YAZAR – İstersen hemen…
BAY ŞAİR – Hayır, hayır! Daha sonra. İlaçlarını almıştın değil mi?
BAYAN YAZAR – Evet. Nerede kalmıştık?
BAY ŞAİR – Hangisinindi bu evet?
BAYAN YAZAR – Her ikisinin de. Nerede kalmıştık?
BAY ŞAİR – “Yol nedir yolun neresindeyiz / Dönüyor muyuz sonsuz bir dairede / Tarifsiz
telâfisi olmayan bir gerilemede mi / Farkedilmeyen ama ansızın farkedilecek olan / İlerlemede miyiz hafif hafif birikip’’
BAYAN YAZAR – Hafif hafif birikmekle çok vakit kaybettik.
BAY ŞAİR – Hızlanalım.
BAYAN YAZAR – Evet, lütfen.
BAY ŞAİR – “Sen bana yeni yılsın her dakika / Her dakika bir yaşıma daha giriyorum’’
BAYAN YAZAR – Dur, dur! Her dakika bir yaşına daha girmek de nedir? Yaşlanacaksın ve yaşlandın dur!
BAY ŞAİR – Hayır! Bilakis, ömrüm uzadı. (Bayan Yazar’ın soran gözlerine bir iki saniye
sessiz baktıktan sonra) Düşünsene, her dakikam bir yıl uzunluğunda. Ve her dakikam seninle
yeni bir yıl tazeliğinde. (Okur:) “Sen benim üstüne titrediğim güzel ve yeni / Saatim kadar
saadetimin gözbebeği zamansın’’ (Durur ve son dizeleri vurgulayarak okur:) “İncilerin ilk
gerçek ve yeni yorumunu bulur gibi oluyorum / Bu inciler denizlerin en karanlık noktalarında
bile yoktur / Benim ak ve kara kayalar içinde bulduğum inciler / Bu inciler sen olmasan bende
bile yoktur / Oldukları yerde bile’’
BAYAN YAZAR – (Son dizeleri tekrarlar:) “Bu inciler sen olmasan bende bile yoktur /
Oldukları yerde bile’’ (Okuduğuna hemen pişman olur ve…) O eseri yazmam için şimdi sen
bana yardımcı mı oluyorsun Bay Şair?
BAY ŞAİR – Olmuyor muyum? Oluyorum. Tabii bu arada, sana iltifat da ediyorum ama sen
onları görmüyorsun. Çünkü kafanda yazacağın eserin var.
BAYAN YAZAR – Henüz yok.
BAY ŞAİR – Olacak, merak etme. (Bu arada durur. Boşluğa bakar gibi ona bakar.) Benim
için hepsi sensin biliyorsun değil mi?
BAYAN YAZAR – (Geçiştirmek ister gibi) Hı, hı…
BAY ŞAİR – “Sana Leylâ dedim Suna dedim şiirlerde şarkılarda / Gerçek adın bir fısıltı gibi
kaldı ağızlarda dudaklarda / Çatlar yüreğim bir nar gibi o sırrı anar da’’ …
BAYAN YAZAR – (Keser) Yapma böyle!
BAY ŞAİR – Bak, bu da, yukarıdakinin farklı versiyonu: “Bütün şiirlerde söylediğim sensin /
Suna dedimse sen Leylâ dedimse sensin / Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım
Salome’nin Belkıs’ın / Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikârsın bellisin / Kuşlar
uçar senin gönlünü taklit için / Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini’’
BAYAN YAZAR – (Yine keser) Hâlâ aynı yerdesin.
BAY ŞAİR – Pardon, unuttum yine. (Alıngan) Şu eserini yazana kadar beni görmeni beklemeyeyim.
BAYAN YAZAR – Görüyorum.
BAY ŞAİR – Biliyorum nasıl gördüğünü.
BAYAN YAZAR – Nasıl?
BAY ŞAİR – Söylersem darılmak yok ama…
BAYAN YAZAR –Tamam, yok. (Şair susar. Yazar bekler.)
BAYAN YAZAR – Söylemeyecek misin, bekliyorum.
BAY ŞAİR – (Ayağa kalkar, oturduğu koltuğun arkasına geçer, ellerini koltuğun arkalığına koyarak durur.) Söylersem, incinmek de yok.
BAYAN YAZAR – Ne söyleyeceğin hakkında bir tahminim de yok ama… Hadi, buna da,
peki.
BAY ŞAİR – Beni, Kafka’nın nişanlılarını gördüğü gibi gördüğünü biliyorum. Adam sadece onlara yazmak için nişanlanmış veya sevmiş gibidir yani seviyor gibidir. Gibidir işte vs.
BAYAN YAZAR – (Hiç beklemediği bir sözü duymanın şaşkınlığıyla) Ne dedin?
BAY ŞAİR – (Söylediğine pişman) Özür dilerim. Çok özür dilerim.
BAYAN YAZAR – (Düşünceli ve sessiz) Yoo… özür dileme. Belki… belki de haklısın.
BAY ŞAİR – Ne! Haklı mıyım?
BAYAN YAZAR – Belki dedim. Belki de değilsin. Hem sana, Felice’ye mektuplar kadar
kalın bir kitap yazmadım. Hatta Milena’ya mektuplar kadar da yazmadım. Ee, nereden çıkardın bunu?
BAY ŞAİR – Yazdıklarının bana doğru bir adım ilerleyemeyişinden. Her şeyin başa dönüp
yeniden başa sarmasından.
BAYAN YAZAR – Öyle olması gerekmez mi? Hem bu benzerliği nereden kurdun, benim sana yazdığım konu sadece edebiyat.
BAY ŞAİR – Bu daha fena değil mi?
BAYAN YAZAR – Anlamadım?
BAY ŞAİR – Daha uzağında tutuyorsun demek istedim. Aslında sadece yazmayı seviyorsun sen! Bir iki kelimelik ettiğim sözlerimi dahi yazar kulağıyla dinliyorsun. Söylediklerimin ne dediğini bırakıp yalnız sözlerimle ilgileniyorsun.
BAYAN YAZAR – (Daha da şaşırmış hâlde) Gerçekten böyle mi düşünüyorsun? Çok ağır
olmadı mı ithamların?
BAY ŞAİR – Af edersin. Ne dediğimi bilmiyorum galiba. Tıpkı senin ne yaptığını bilmeyişin
gibi. (Son cümlesini reddeder gibi hafifçe başını sallar) Özrüm bile yeni bir özre kapı açtı. Lütfen, hepsini unut.
BAYAN YAZAR – (Durup Şair’i inceler.) Söylediğine pişman mısın?
BAY ŞAİR – Hâlimden belli olmuyor mu? Bu sözü söylemeden önceki zamana dönmek için bütün saatleri geri almayı göze alabilirim.
BAY ŞAİR – Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü sen kursaydın belki bu konuda işine yarardı.
BAY ŞAİR – Ben ciddiyim.
BAYAN YAZAR – Pardon. Ama bil ki, söylemeseydin de pişman olacaktın. Bu yüzden kendini eleştirip, kendine kızma. Sonuçta, ikisi için de pişman olacaktım deyip üzerinde durma lütfen.
BAY ŞAİR – Sağ ol. Sunduğun bu bakış açısıyla daha az suçlarım kendimi. Tabii önce, sen unutmalısın söylediklerimi.
BAYAN YAZAR – Peki, unutayım, ama bir sorudan sonra.
BAY ŞAİR – Hayır, unutma!
BAYAN YAZAR – (Yanlış mı anladım yoksa dili mi sürçtü diye, anlamaya çalışarak) Unutmayayım mı?
BAY ŞAİR – Evet, unutma. Az önceki söylediklerimin hepsi… neyse… sorunu sor.
BAYAN YAZAR – Neden tamamlamadın cümleni?
BAY ŞAİR – Önce sorunu sor.
BAYAN YAZAR – Kafka gibi gördüğümü düşündüğün hâlde neden buradasın?
BAY ŞAİR – Şey… Hasta olduğun için. Malum, hasta neredeyse doktor oradadır.
BAYAN YAZAR – Bu hastalık, bir haftalık bir mesele.
BAY ŞAİR – Hayır, iki haftalık.
BAYAN YAZAR – On iki, on üç gün olduğuna göre… tamam, iki haftalık. Ama ya bunun
öncesi? Peki ya sonrası? İyileşsem gelmeyecek misin?
BAY ŞAİR – Hep geleceğim.
BAYAN YAZAR – Ne fark etti öyleyse?
BAY ŞAİR – Şimdi daha çok doktor olarak geliyorum, o zaman yalnız şair olarak geleceğim.
BAYAN YAZAR – Tebrikler! Güzel bir cevap da ama yetersiz biliyorsun değil mi?
BAY ŞAİR – Teşekkürler. Yoo, bilmiyorum.
BAYAN YAZAR – Madem bilmiyorsun, diyecek bir şey yok.
BAY ŞAİR – Yalnız hatırlatayım, unutmanı istemiştim önceki söylediklerimi.
BAYAN YAZAR – Unutmamamı da istemiştin sanırım.
BAYAN YAZAR – Eveet, unutma. Yani hem unut hem unutma. Çünkü az önceki söylediklerimin hepsi yazman içindi. Yazacakların biraz renklensin istedim. (Nasıl yardım ediyorum ama!)
…

                                                                     (Devam edecek)
Bu yazıyı paylaşın