Sırtını Geceye Yaslamak

Caddeden yalnızca birkaç insan seyrek aralıklarla geçip gidiyor ve dükkânların ışıklarının aydınlattığı cadde yavaş yavaş kararıyor. Sokaklar bütün günün yorgunluğuyla birazdan uykuya dalacak ve şimdiden bunun hazırlığını yapıyor. Sokağın ruhu çekiliyor. Biraz ötede yol kenarlarında belediye işçileri koca bir günün geride bıraktığı atıkları toplamakla meşguller. Onların biraz ilerisinde birkaç Kazak genç bir araya gelmiş, seslerini olabildiğince yükseltip, küfürler savurarak bir şeyler konuşuyorlar. Arada bir de kahkahaları duyuluyor. Köşede Ziraat Bankası’nın da tam karşısında bulunan dürümcü müşterilerini memnun edebilmek için var gücüyle çalışıyor, onlara bir an önce istedikleri dürümleri yetiştirebilmenin telaşına düşmüş. Meydanın başında ise birkaç simit sarayının yol ortasına kurduğu çadırlarda birkaç kişi oturmuş çaylarını yudumlamakla meşgul. Galiba bunlar da gecenin son bakiyeleri.

Bulvarın bittiği yerdeki son simit sarayı ve dürümcünün tam ara noktasında bulunan boş bir dükkân ve dükkânın önüne kurulmuş küçük bir sergi… Biraz dikkatli bakıldığında tespihler, nazar boncukları, oyuncak kolyeler vb. ürünlerin sergilendiği dikkati çekiyor. Serginin tam ucunda da küçük bir baskül… Bütün bu malzemelerin sergilendiği serginin başında ise battaniyesine sarınmış temiz yüzlü bir kadın… Dükkânın önündeki kaldırıma oturmuş, dizlerini midesine kadar yaklaştırmış iki büklüm bir halde ısınmaya çalışıyor. Omzunda da uzunca bir battaniye… Sırtını geceye yaslamış ısınmaya çalışıyor. Battaniyenin bir kısmıyla bir yandan kendi ısınmaya çalışırken diğer yandan da yanı başında iki büklüm bekleyen çocuklarını ısıtmaya çalışıyor. Kadın ve çocuklar olabildiğince üşümelerine rağmen büyük bir tevekkülle sergiyi beklemeye devam ediyorlar. Galiba çocuklar da en az anneleri kadar sabır ve tevekkül içindeler.

Kadına biraz daha dikkatli bakıldığında avucunda bir şey okuduğu fark ediliyor. Büyük bir huşû ile bir yandan dudaklarını kımıldatıyor, diğer yandan belirli aralıklarla öne doğru sallanıyor. Onun bu sallanışı camide imamın karşısında ezberlediği duayı kusursuz okumaya çalışan bir çocuğu anımsatıyor. Kadının halinden elinde okumaya çalıştığının bir Kur’an-ı Kerim olduğu tahmin edilebiliyor. Dış kapağı siyah bir poşetle kapatılmış küçük bir Kur’an-ı Kerim…

Arada bir sergiye çok seyrek de olsa birileri uğruyor ve bazı şeyler soruyorlar. O, kendisine yöneltilen sorulara büyük bir nezaketle cevap veriyor. Onun bu tavırları insanı büyük bir şaşkınlığa sevk ediyor. Duyduğum ses ve kelimelerin telaffuzu oldukça dikkatimi çekiyor. Sanki karşımda duran bu serginin başındaki kadın sıradan bir seyyar satıcı değil, büyük bir alışveriş merkezinde satış temsilcisi ya da Üsküdar’da yetişmiş bir İstanbul hanımefendisi… Seçilen kelimeler ve bu kelimelerin telaffuzu oldukça ustaca… Bu kadın karşımda adeta kelime işçiliği yapıyor.

Gecenin bu saatinde yalnız başına bir kadın burada ne yapıyor olabilir? Kimse kadının en soğuk gecelerde bile burada neden iki büklüm beklediğini bilmiyor, fakat hakkında bazı efsaneler türetmekten de geri kalmıyorlar. Kimilerine göre bu kadın aslında çok zengin, burada kazandığı paranın da hesabı yapılamaz. Ne de olsa sokaktan geçenlerden birkaç tanesinin vicdanı sızlayıverse hemen kadının sergisine sorgusuz sualsiz bir yirmilik ya da ellilik atabilirler. Kimileri ise meseleyi daha kurnazca ele almaktan yana. Yalnız başına bir kadın burada kendisine çok da kâr getirmeyecek bir serginin başında elbette sebepsiz bekleyemez. Olsa olsa gizli bir polis ya da çevrede bazı olayları kontrol altında tutmak isteyen gizli bir devlet görevlisi olabilir. Kadın hakkında türetilen bu kadar efsane bile beni onun hakkında farklı düşünmeye sevk edemiyor.

Ben de kendi iç dünyamda birtakım şeyler kurgulamaya çalışıyorum. Fakat itiraf etmeliyim ki benim zihnimde kurduğum senaryolar diğerlerininkiyle kıyaslandığında çok masum kalıyor. Benim tüm derdim gecenin bu saatinde çocukları ile burada iki büklüm bekleyen kadının burada bu soğukta böyle bir şeye neden katlanmak zorunda kaldığıdır. Bunu öğrenebilmenin tek çaresi var, o da cesaretle gidip bunu kendisine sormaktır.

Gördüğüm kadarıyla onun sergisine başka insanlar da gelerek onunla ayaküstü bir şeyler konuşuyorlar. Bu da demek oluyor ki istenildiği takdirde ben de onunla konuşabilirim. Uzun zamandan beri bu serginin önünden geçiyor, birçok kez sergisinin başında onu iki büklüm görüyorum. Aslında kendime de şaşmıyor değilim. Bunca zamandır hep aynı halde gördüğüm bu serginin başındaki kadınla nasıl oldu da iki kelime bile konuşmadım? Oysa serginin önünden geçtiğim her defasında onun gözlerini üzerimde hissediyorum. Sanki benim onu gözlemlediğimi biliyor ve benden bunu neden yaptığımın cevabını bekliyor. Ama nedendir bilinmez ben buna bir türlü cesaret edemiyorum.

Artık sokağın son sakinleri de çekiliyor. Hafiften bir yağmur başladı ve yavaş yavaş etkisini hızlandırıyor. Yağmur taneleri çocukların üzerine düştükçe çocuklar kendilerini battaniyenin içine birazcık daha sarıp sarmalamaya çalışıyorlar. Ben bir köşede halen sergisini toplamayan bu gizemli kadını gözlemliyorum. Bir yandan da galiba ona kızıyorum. Hadi gecenin bir vaktine kadar burada kaygısız bir şekilde bekliyor, ama neden çocukları da buna mecbur bırakıyor? Galiba o böyle kaygısızca bekledikçe içten içe ben ondan nefret etmeye başlıyor ve bir an onu sokakta çocuklarının sırtından insanları sömüren dilencilerle kıyaslıyorum. Onun burada çocuklarını battaniye arasında iki büklüm bekletmesiyle dilenci bir kadının çocuklarına yaptıkları arasında ne fark olabilir ki?

Aslında kendi kendimle de hesaplaşmıyor değilim. Acaba kadın hakkında düşündüklerimde yanılıyor muyum? Onu burada beklemeye mecbur bırakan sebep nedir? Bir yolunu bulup, en soğuk gecelerde bile onun burada iki büklüm bekleme sebebini öğrenmeliyim.

Artık sokakta hiç kimse kalmadı. Herkes evlerine çekildi. Koskoca bir cadde tüm ihtişamıyla şimdi yalnızca bize ait… Bir köşede kadını gözlemlemeye devam ediyorum. O da artık bu saatten sonra sergisine kimsenin uğramayacağının farkında. Yavaş yavaş hareketlenmeye başladı. Sergisindeki malzemeleri bir bir topluyor ve onları büyükçe bir poşete dolduruyor. Çocuklar bir köşede annelerinin bu işlemi bitirmesini bekliyorlar. Sonunda kadın tüm malzemelerini topladı ve poşeti önünde duran el arabasının üzerine koydu. Kadınla son kez göz göze geldik. Hiçbir şeyi umursamadan çocuklarını da iki yanına alarak oradan yavaş yavaş uzaklaşmaya başladı. Pervasız bir şekilde cadde boyunca yürüyor. Ben de onun ardından nereye gittiğini anlamaya çalışıyor, fark ettirmeden takip ediyorum. Bazen haddimi aştığımı da düşünmüyor değilim. Sonuçta burası koskoca bir kent ve bu kentte bu kadın gibi belki onlarcası yüzlercesi var. Yani aslında hiç de ortada şaşılacak bir durum yok. Ama ben bilinmez bir kuvvetle kendimi buna mecbur hissediyorum.

Kadın bir sokaktan içeriye girdi, iki çocuğuyla lambaların aydınlattığı sokakta ilerliyor. Ardından bir gölge gibi onu takip ediyorum. Kendi kendime zihnimde senaryolar üretiyorum. Bu takip sonunda sanki çok büyük bir şey keşfetmiş olacağım. Ben zihnimden bu düşünceleri geçirirken kadın bir iç sokağa daha girdi. Sonrasında ahşap bir evin önünde durdu. Birkaç saatten beri zihnimde oluşturduğu soru işaretleriyle birlikte tüm gizemiyle kapıdan içeriye süzüldü.

Bu yazıyı paylaşın