Burası dünya.

Gülenden çok ağlayanı, ağlayandan çok ağlata­nı olan dünya…

Sancılı bir sarsıntı sonrası düştüğümüz bu ya­lancı âlemde sıladan uzak bu yâd elde sığına­cak yer neresidir diye sorar ya insan; yön nere­si, yol neresi, yurt neresi.? Bilinmezliğin kavşağında kala kaldığında ar­kanda küçülen bir gölge gibi bırakarak her şeyi çıkıp gel ey ümit, kapısı açıktır gönül hanemin. Bazen ansızın bir fırtınaya tutulursun korkular çöker kara bulutlar gibi, ümidin kırık bir san­dal gibi çalkalanıp dururken vehim okyanusu­nun deli dalgaları arasında, o bîtap yorgunlu­ğunu da al getir, sakin ve dingin bir limandır gönül hanesi.

Bırak, yıkılsın târumâr olsun dünya viranesi, bırak kalsın orada hırsların, yarışların, kaçışların ve hatta senin sandığın o korkuların. Bırak yı­kılsın! Târumâr olsun dünya viranesi unutma, muhabbet mahallinde imâra açıktır gönül ha­nesi.

Dünü unut! Terkedilmedin sen. Sen, karan­lığını terk ettin hakîkati biliyorsun ayağındaki prangaları kendine yoldaş zannetme yorma kendini, yorma ümitlerini, yorma takdir-i ezelî.

Hadi teslim ol, toprağına yüz sür, yap şükür secdeni, aşk rızkının tohumuna müşfik bir tar­ladır gönül hanesi.

Inan, senden istediğim hiçbir şey yok! Bırak malı mülkü, bırak hurdaya çıkmış mülkünü bı­rak da onların pahasını hurdacı düşünsün. Sen içine dön gör o servetlere malik hazineyi.

Dön içine bak… Kapa şimdi gözlerini sevdice- ğim ışık dışarıda değil içindedir. Bilirsen, sana saray saadetinde bir taht-gâhtır gönül hanesi.

Hadi yasla yaslı başını, yasla sineme. Duy için­de kıpır kıpır atıp duran o ince terennümü. Kimi zaman hüzünlü kimi zaman coşkulu fa­kat her dem taze her dem umutlu. Kapa kula­ğını dünyanın o çığırtkan gürültüsüne. Dinle kalbimin kadife gibi yumuşak sesli muhabbet bestesini. O beste ki gönül hanemin duvarların­da yankılanıp durur her bir perdesi. Biliyorsun, aslında içli bir iç çekişten ibaret bu dünya. Gün gelir gözlerin nemlenir de tuta- mazsan göz pınarlarına hücum eden o seli, sı­ğın kollarıma şefkatle sarılan bir yâr kucağıdır gönül hanesi.

Hani bazen bir diken gibi saplanıp kalır ya yü­reğine mazi…Hani bir ceriha toplar da iç sıkın­tısı olur kalır… Dokunsan canın yanar dokun- masan içinde büyür o yaralar ‘Sık dişini’ der zaman. Yıkılma dayan şifayı da zehirde bulur ya bazen insan. Ümidi kesme eli şifalı bir tabip, bîmârhanedir sana gönül hanesi. Dört mevsimle donanır arz ve arş gözünü kor­kutmasın o kara kışlar esen fırtınalar… Kopan şimşekler, yakan güneş, kuruyan topraklar dört mevsimlik ömürde bahar iki tanedir unutma.

Şefkatine meftun bir dokunuşunla açılan o cennetin gülistanıdır gönül hanesi. Kalaba­lıklar içinde kala kaldığında herkese ve her şeye bigâne, için daralır da dünya meydanı­nın genişliğine dahi sığamaz olursun ya ba­zen. Zamanın derinliğine sığamaz olursun ya her çehrede anlamsız gelir o boş bakışlar. Ve birden anlarsın, belki de âşina olduğun tek şey özündür. Ruhunun yalnızlığına kuytu bir halvetgâhtır gönül hanesi.

Hadi geç geçebildiğin her şeyden ne varsa O’ndan ırak. Tertemiz bir ayna gibi parlat dü­şüncelerini. Arındır niyetlerini. Uyandır mer- hametini…Hayra karış ki hayırlar vesile olsun ölümsüzlüğüne. Farkına varırsan eğer sırrın hikmetine o “Sevgilinin” nazargâhıdır sana gö­nül hanesi.

Bu yazıyı paylaşın