“en soğuk ve hüzünlü şubat’a…”
I.
dünya benim yalnızlığıma tanıklık ediyor
bunu anlatmaya çalışıyor aslında bütün bu diller
bütün harflerde bir ıssızlık var
bütün kelimelerin dizi yamalı
bunu biliyor herkes akşamüstleri.
gözlerin, işte onlar,
evrenin sonsuzluğuna çıkıyor
çünkü imgesiz kılındı geçmiş
çünkü boşluklar dolmuyor artık karadeliklerle
kimin yüzüne baksak
gencecik bir kız çocuğu asılı duruyor meydanlarda
tahammülü yok kimsenin kendinden başkasına
çünkü.
aramızdaki bu kalın duvarlar niye var?
altı üstü ölümlüyüz, bunu unuttu mu yoksa bakkallar?
veresiyemiz yok ele güne karşı
ve yok bir kuruş alacağımız
biz birbirimize kavuşmayalım diye mi dizilmiş önümüze
bu dağlar!
biliyorsun,
tarihin en kanlı savaşlarının sebebidir ellerin
bu yüzden işte büyür
büyür hiç durmadan bir hançer gibi keskin
gözlerin!
II.
ben kente ölülerimle geldim
akşamdı, acı bir ses duydum caddelerden
herkesin kendine göre bir ölümü vardı işte
durdum, zaman tavâfa durdu yörüngemde
kimseyi görmedim, kimse de beni
bozbulanık bir aynaya benziyordu yüzün,
yüzümde.
bak işte tam şuramda bir meduza
alıyor alacakaranlığa çalan gözleriyle beni
sonra kentin bulvarlarında ıssız bir güz başlıyor
sonra insan ölüleri sonra kalabalıklar
ve çok sonra sesimizi ağıtlara kurban eden o kaygılar
bitmek bilmiyor bir türlü varlığın
varlığın ki durmadan düştüğüm bir uçurumdur
işte yine kent, yapraklarla avret yerlerimi örten o kent
ayıplandıkça çoğalıyor mecdelli meryemler
ve taşlandıkça doğru yolu buluyor peygamberler
şimdi kim bizi düze çıkarır bu yörepten
şimdi kim bizi düşe çıkarır bu acımasız gerçekten
bu rezil bu köhne bu sersem tuzaklardan
bizi şimdi kim, şimdi bizi kim, kim bizi şimdi
götürür o çok uzaklara, göklerden!
ben bu kente ölümlerle geldim
çünkü ben doğdum doğalı zaten ölülerleyim!
III.
uzun bir akşamı deniyorum, haziran hükmünü kaybediyor
böylece ölümüm, sancılı bir kararlılığa bürünüyor odalarda
çarşılarca yalnızlığı düşünüyorum, düşünüyorum, düşünüyorum
düşündükçe geniş bir avluya dönüşüyor sersemliğim
sonra kendimi alıp kuytu bir köşeye benzetiyorum.
karla kaplıyım ve karla kaplı bütün cesetler
şubat binbir acıyla sınanıyor bütün buralarda
kendimi alamıyorum ölümlerden kendimi alamıyorum
ve varamıyorum bir türlü gideceğim yere
varsam da bir kıyıda kendime,
bir türlü geri dönemiyorum!
uzun bir ölümü deniyorum burda çaresiz upuzun bir ölümü
karla kaplı her yer, ne yapsam da bir şubat soğuğuna sığamıyorum…

Bu yazıyı paylaşın