Ve buruktur kuşları uçmaz
çünkü koşamaz şehrin atları raylarda
bir trenle çarpışır giderek bütün öğleler
uçurtması kanayan bir çocuk gibi :
solunca yaz
gövdemde serinleyen mumlarla
dökülüp yüzüme bir yudumda içilen /
gece
parklara sığınmış çocuklar gibidir eylül
anılara teyellenmiş yazlar silinince giysilerimizden
duyulsa da uzak ulumaları
bahçelerde
birbirinden utanan iki insan olarak kalır.
anılar, mağara soluğun
artık gecedir solunan nefesinle
-fotoğraflar gibi kırılgan yüzlerimiz-
taşınsak şimdi bütün öğleler ve kışlarla
bir çocuğun parklarda unutulan gülüşlerinden
ne kalır geriyene kalır
kederlerle eskiyen ceplerimizde
…
…
kararmış yapraklarına can döktüğüm
mevsimler akmış gözlerinden
dişlerimin gıcırtısıyla soyunan
hüzne batırılmış bir şaldır yüzün