yahut “Kalabalık Yalnızlık”
“Her şeyin bir çaresi vardır.
Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur.”
Tanpınar
İnsan, “ahsen-i takvîm” ile “esfel-i sâfilîn” sarkacında asılı kalmıştır.
Fıtrattan gelen değerler manzumesini kaybedince sıradanlaşır, insan. Sıradanlaşan insan, ruh çiçeğini kaybeder ve çirkinlik abidesine dönüşür. Çirkinlik, güzelliğin kadim düşmanıdır. İkisi bir arada asla durmaz. “Ya….ya” bağlacına mahkûmdur çirkinlik! Bilir ki güzelliğin olduğu yerde kimse bakmaz yüzüne. Ondandır ki, örter örtebildiği kadar…
Çağ, “eşref-i mahlukat”ı “esfel-i sâfilîn” değirmeninde öğütmeye and içmiş gibidir. Yaratılmışların en şereflisini anarşik bir kültür(süzlük)le yok etmek için bütün gücüyle çabalamaktadır. Ruhtan yoksun dijital bir sürüye dönüşen toplum, bu haliyle “güdümlü bir kalabalıktır” artık. Anlamsız uğultular içinde belli belirsiz sesler çıkaran -geveleyen- insan, herkesleşerek kimsesizleşir. İnsan, bugün kolektif bilincini yitirmiş, fikri birlikteliği de imkânsız hale getirmiştir. Kendine ve topluma yabancılaşan insan, yalnızlaşarak kalabalıklaşır!
Bu “kalabalık yalnızlık” kapitalin hiç kimsesiz kurbanıdır. Dolaysız bir “şimdi”nin gerçekte var olmayan hayatını yaşar, bu yeni versiyon insan(lık)! Sanal hayatların hem faili hem kurbanı…!
Sığlaşan hayatlarımız, ay ve güneş metaforuna benzer bir şekilde “yalancı bir yansıtıcıya” evrilmiştir. Sistemin dişlileri arasında yok olurken “pasif tüketici rolünü en iyi ben oynarım” telaşındayız! Rol modellerimiz, maskeli yüzsüzler ordusu.
Kör, sağır ve dilsiziz!
Çepeçevre kuşatılmışız. Değer yargılarımız ve duruşumuz yok. Skandal toplum düzenine geçtiğimizden haberimiz yok. İnfial ve linç kültürüne kapılmış; dünü, bugünü ve yarını kaybetmişiz. Sanal aynalarda kendi suretlerimize saldıran donkişotlarız artık! Kırılan her aynada içimiz paramparça. Yalnızlık, keskin bir bıçak gibi bilenir ruhumuzda. Renksiz, kokusuz, şekilsiz bir benlik!
Yeni versiyon insan, dijital çobanın gizli ve kalabalık gücüdür. “Biz” zamirinden “bencil ben”i; “ben”den de “kalabalık yalnızlıkları” meydana getiren bu sistem, sonsuz insan kaynağına sahiptir. Anlık selleri veya tsunamileri harekete geçiren bu güç, aynı zamanda hâkimiyetin mutlak sahibi olduğunu sanır. Yine aynı egemen güç, evvela kutsalları yok sayarak mahremiyeti; toplumu yalnızlaştırarak da saygı ve sevgiyi bitirir. Anonim ortamda “şeref” ve “haysiyeti” çağdaşı ilan ederek sorgulatmak, öncelikle hedeflerdendir. Mahremiyet ve haysiyetin olmadığı toplumlarda her şey “şüpheli”dir. “Vefa ve doğruluk” raf ömrünü tamamlamıştır artık. “Emin”lik, saflıktır; aslolan uyanıklıktır! Yeni versiyon insan(lık)’ta her şey mübahtır!
Yeni versiyon insan(lık)’ta fiziki mekan fludur; gerçek ile hayal iç içedir. Biriciklik ve özne olarak ben’in silikleştiği bu mekânda, yazılımı herkes için aynı olan ve dijital çobanın öngördüğü versiyon yüklemeleriyle harekete geçen kalabalıklar vardır. Ruh, azapta; özgünlük mezardadır! Bu ortamda başarı ve ödül tamamen korsandır. Değersizleşen yeni versiyon insan, kemâlata ihtiyaç duymaz. O, “sevgili takipçilerden” biridir sadece. İçinde yer aldığı “sanal kitle”nin etkisiz elemanıdır. Düşünce melekelerini çoktan bir tarafa bırakmıştır. Kendisiyle yüzleşmekten korkan, hakikati görmekten ürken bu yeni versiyon insan, kendisine çizilen sınırlar içinde yaşadığını zannetmektedir.
Ana akım tsunami, insanı yalnızlaştırarak kalabalıktan biri haline getirmekte mahirdir. Düşüncesiz, ideolojisiz kalabalık istenilen şekilde güdülebilmektedir. Kalabalığın hareketi, işaretlere ve uyarıcılara bağlı olduğundan infiale ve linçe odaklıdır. Kontrolsüz kalabalık, pasif bir güçtür. Ekonomik ve sosyal sınıflar yerine, çokluğun hedefsiz sınıfı vardır artık. Mutlak itaat üzerine kurulan bu gayesiz sınıf, özgün ve asimetrik iletişim kuramaz. Bu özelliklere sahip olan yeni versiyon insan, bir histeri ve inat nesnesidir. Günlük sloganları tüketen bu kalabalığın marşı ve manifestosu yoktur. Yeni versiyon insan(lık), gelenek ve gelecek oluşturabilecek durumda değildir. Hiç kimsenin kendinden ve muhatabından “emin” olmadığı böyle bir çağda, vefa ve sadakat gibi değerlerin kıymeti de yoktur.
Tanpınar’ın yıllar önce kahramanına söylettiği repliği yeniden hatırlama vaktidir: “Oğlum Behçet, sen bir medeniyetin iflası nedir, bilir misin? Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin, adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Paran yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur. Bugünkü insan şirazesiz kalmış. Hayat onun için ahenksiz, birbirini tutmayan, günün hayatına cevap vermeyen bir yığın ölü kıymetler tarafından idare ediliyor. Dünyaya baktığımız zaman ayrı görüyor, kendi kendimize kaldığımız zaman ayrı düşünüyoruz. Yığınlarca tezat içinde yaşıyoruz…”
Telaş ve talaş içinde nereye sürüklendiğini bilmeyen insan, ana akım medyanın yapay sellerine kapılmıştır. Patavatsızlığın bir kültür haline geldiği böyle bir ortamda sözü anlamlı kılmak, yok saydıkları gönül medeniyetinin kapılarını sonuna kadar açıp “durun kalabalıklar” diyerek çağrıyı her daim yenilemelidir.
Ay Vakti