Nereden bilecekti yavrusunu,
Son defa koklayıp öptüğünü?
Yeni emzirmişti gözlerine bakarak.
Okşamıştı saçlarını,
Nereden bilecekti karanlığın koynunda,
Ölüm tuzaklarına adanmış yarını?
Nereden bilecekti felaketin,
Işıklarla ve derinden geleceğini?
Nereden bilecekti bir neslin,
Sessizce öleceğini?
Kötü mü kullandık biz bu yerküreyi,
Neden yattı bu ölüm rüyasına?
Toprak utancından parçalandı,
Sağ kalanlar büründü bu felâketin yasına.
Gün doğmadı yüzüne bebeklerin,
Bir kâbustu kuşatan ruhlarını.
Kundağına iliştirdiği ‘Maşallah’
Göz çukuruna düşmüştü yavrusunun.
Ah kader!
Hangi günahın kefaretidir bu?
Bilirim, O Muindir!
İntikamı bebeklerden almaz!
O, açmaz bize böyle bir yara!
Biz ellerimizle gömdük,
Yarınımızı bu enkazlara!
Umutlarımızı hapsettiğimiz odalar,
Şimdi dönüştüler birer hurda tabuta.
Fısıldamaz yarınımızı ufuklar,
Gökte bulutlara yüklenmiş dondurucu kar.
Böyle bir mahşere hazır mıydık bilemiyorum?
Ölümün yorgun betonların altında,
Bize ders vereceğini kim derdi.
Yavrusunun solmuş yüzüne kapanan anne,
Almadı nazarlığı göz çukurundan,
Öylece meleklere gönderdi…