
Yunus Develi 1957 Adana’da doğumlu bir yazar. Öyküleri; İkindi Yazıları, Mavera, Hece, Hece Öykü, Melamet, Mahalle Mektebi, Karabatak ve İtibar’da yayınlandı. İlk öykü kitabı Gece Dansları 2004 yılında yayımlandı. Sonra sırasıyla Kumercin, Frenk Havaları, Perde ve İkinci Perde yayımlandı. Halen güncel edebiyat dergilerde öykü yazmaya devam ediyor.
Yunus Develi’nin yayımlanan beş öykü kitabını iki başlık haline getirsek herhalde daha derli toplu bir yazı yazmış oluruz. Develi’nin yayımlanan ilk üç öykü kitabını kendi içinde başlangıç metinleri olarak değerlendirebiliriz. “Başlangıç metinleri” deme sebebimiz herhangi bir yoksunluktan dolayı değil bilakis Perde ve İkinci Perde’ye açılan bir pencere olduğundan dolayıdır. Evin inşa edilişi, kaba duvarın, inceltilmesi, ona bir yön ve ses verilmesi ilk kitaptan itibaren devam eder. Fakat yazarın bir söyleşisinde son iki kitaptan mülhem ana kaynaklara doğru ilerleme çabasına atıf yaparak son iki kitabı ayrı bir yere koyabiliriz.
Bu çaba elbette bahsi geçen üç öykü kitabını ne tematik yönden ne de biçimsel açıdan silikleştirmez. Aksine bir iskelet görevi görür. İlk kitaptan son kitaba kadar Develi’nin geleneksel anlatı şekli farklı form denemeleri, kahraman ve karakterlere verdiği yön gelişerek devam eder.
2012’ye kadar yayımlanan üç öykü kitabı yazarının belli bir dönemin hafıza kaydını tuttuğu göstermektedir. Aslında Develi’nin yayımlanan her öyküsünde bu tabiri kullanmak gerekiyorsa da kurmaca metinlerin çokluğu sebebiyle bu kitap-larda ön plandadır hafıza. Peki, neyin hafızası? Şehrin, mekânın, zamanın… Yazarın çocukluğunun, mahallesinin, hayata tutunma çabasının, ilk aşklarının, ilk kaybedişlerinin hafızası. Develi rahat bir anlatıcıdır.
Okuru yormaz, latifeyle karışık dili çoğu zaman gülümsetir. Okura yer yer açıklamalarda bulunur. Bazen parantez içine alır, asıl söylemek istediğini bazen öykü akışını kesmeyecek şekilde mikrofonu bir başkasına uzatır. Yer yer öykülerinde karamsarlık hâkim olsa da bütünsel açıdan bunu söylemek pek mümkün değildir. Çünkü o, sanki bir çıkış yolu bulmak için her tür sıkıntıyı kahramanının sırtına yükler. Kahraman bazen gözlüklü bir çocuktur, bazen bir damat, bazen yazının başına oturmuş ama bir türlü yazamayan bir yazar… Hayatın içinden, hayatın merkezine giden bir öykü yolculuğu.
Yunus Develi’nin Perde ve İkinci Perde kitaplarını birçok farklı açıdan okumak mümkün elbette. Hikâye anlatımı açısından baktığımızda hazır metinler üzerinden söz söylemenin zorluğunu tartışabiliriz. Bu metinlerin kurgu olanağını neredeyse sıfıra indirdiği fikrinden hareketle yeni bir şey söylemenin imkânı üzerinde çokça kalem oynatabiliriz belki.
Konu açısından baktığımızda zemin metinlerin unutulmaya yüz tuttuğu mo-dern dünyada, yazarın İlahi kaynaktan beslenerek öyküler yazması onu birçok yazardan ayırıyor. Geleneğimizdeki sözlü kültürün izlerinin yavaş yavaş unutulduğu dönemlerde Develi’nin bu işin sosyolojisine de kafa yorduğu kanaatindeyim. Fakat bunlar ayrı bir başlık altında incelenmesi gereken konular.
Bahsi geçen iki kitap birbirini tamamlar nitelikte kitaplar. İçinde Kur’an kıssalarını barındırıyor. Develi hikâyesine en baştan başlıyor.
Henüz Âdem bile yaratılmamışken… Bu metinlerin bir kısmı peygamber kıssalarını da içeriyor. Yazının kapsamı genel olduğu için sadece birkaç noktaya temas edip bitireceğim:
Yunus Develi, bu iki kitapta, anlatısını Kur’an’daki kıssalara dayandırır. Dolayısıyla her iki kitapta bir kronoloji seyreder. Kur’an’ı Kerim’de anlatılan sahneler yazarın kendi ifadeleriyle tekrar anlatılır. Bu anlatı şekli esas meseleyi tamamlar niteliktedir. Yazar, bahsi geçmeyen birçok konuyu kendi bakış açısıyla yorumlar. Özellikle Hz. Musa kıssasında ki bu kıssa İkinci Perde’de geniş bir hacim tutar, yazar Tevrat’tan da alıntı yapmıştır. Fakat bu alıntı Kur’an’ı Kerim’inden ayrı olarak düşününülemez.
Yaşanılan olayların hikâye tekniğine uygunluğu veyahut başka bir penceren irdelenmesi bahsine gelecek olursak burada yazarın çok yaratıcı bir tutum içinde olduğunu söylememiz gerekir. Çünkü yazar “empati”yi bir görev olarak görmekte ve başka bir bakış açısı sunmaktadır okuruna.
Mesela Nuh Tufanı ve Hızır- Musa kıssasındaki hikâye anlatıcısı olaylara hâkim olamadığını okura sezdirir. Hatta Develi, şeytanın huzurdan kovulmasını onun yorumuyla anlatır. Böylece sadece hikâye tekniği açısından değil hikemî bir üslup benimsediğini de göstermektedir bize. Develi’nin anlatı tarzının, dilsel ve biçimsel olarak daha geleneksel bir alanda var olmasının; yazdığı bu metinlerden kaynaklı olduğunu düşünüyorum.
Çünkü bu metinler ilk üç kitaptan ayrı olarak daha sade, anlatının daha ön planda olduğu metinler. Böylece Develi, mesaj verme kaygısı gütmeden, hidayet hikâyelerine yaklaşmadan temel metinleri bir silah olarak kullanıyor.
Yukarıda da bahsettiğim zemin metinlerimize de ilham veren Kur’an’ı Kerim’in edebi bir formla yeniden yorumlanışının okurlara ve yazarlara yeni bir kapı açacağı kanaatindeyim.