“ Yol da benzer hem uzun, hem de güzel bir masala”
Yahya Kemal

Göğe bir kılıç gibi çekilmiş apartmanlar arasından, ruhumuzdan çalınmış ışıltılı lambaların yansımasından yürüyorum şehre doğru. Kent bir bunalım içimde. Nice ayakların aşındırdığı yollara basıyor ayaklarım. Kuşların kanat çırpıntılarını gölgeleyen taşıt sesleri, içimize hava diye çektiğimiz öksürük nöbetleri… Bir kır bulursak kendimizi şanslı sayacağız. Bassın ayaklarımız biraz toprağa, gözlerimiz biraz manzaraya…
Ulu ağaçlar arasından yürüyorum. Bizlere bahşedilen en ulvi yetenek yürümek… Yürümek ama nasıl? Gözlerimizi bırakır gibi bir yola; yanımızdan akıp giden manzaraya… Beynimizde demlenir bir hayalin imgesi. İşte şimdi tam burada, nereyi istersek oradayız: Kâh antik bir çağın yollarında, kâh ruhumuza salık veren Endülüs’ün sokaklarında…
Adına tozlu kitaplardan rastladığımız Kurtuba silik mi halâ? Ya taşlara kazınan tarih Elhamra? Bağdat, Kahire, İsfahan… Çağırma beni kam! Kanlı davulun az ötede dursun…
Yol yürüyor ayaklarımda. Neredeyim?
Nereyi istersek oradayız!
Tasavvur ve yol… İnsan neden yürüme ihtiyacı duyar?
Ama bu yürümek bir koşturmaca değil; bizlere komut verilmiş gibi her gün tekrarladığımız eylemler değil. Yürümek pek ehemmiyetli bir iştir. Ama bu buhranlı hayatların koşuşturmacası gibi değil. Ayrı bir iştir yürümek.
Çalışmaya giderken yürüyorum diye çıkmayız evden; ya da satın alma gücümüzü sınadığımız zaman… İçimize bir bahar şenliği düşürmek istediğimiz zaman güzel bir “yürüyüş” yaptım deriz.
Ne anlarız yürüyüşten?
Ne istersek onu!
Ne güzel bir cümledir “bu yol nereye çıkar?”
Adımlarımızla gelecekse, “bilinmezlik” sevinçli bir ürperti verir yüreğimize. Yürümek ah dağlara, yürümek yollara, kırlara, o ulvi medeniyetlerin inşa ettiği sokaklara… Ne var ki canım; dağ taş ve kaldırım… Ruhumuz dinlenir o kırların coşkusunda. Biliriz o taş yapıların ardındaki gerçeği. Yaşanmışlık taşır izleri…
Neler anlatır bize yol?
Ne anlarsak onu!
Bizlere yol diye çizilen sınırların dışındayız. Kirlenmedir sınır çizgileri, simgeler, semboller…
Zihnimiz hangi hayalin esiri olursa oradayız. Haydi bir yürüyüşe çıkalım. Koşturur gibi değil; bir yerlere yetişmeye çalışan telaşlı ayaklarla hiç değil. Dinlemeye çıkar gibi kendimizi… Zihnimizde bize mutlu zaman dilimleri katacak bir tahayyülle…
Haydi yürüyelim. Ama nereye? Bizi türlü âlemlere taşıyacak olan ayaklarım, adımlarım… Yürüyelim.

Ama nereye?
Biz nereyi istersek oraya!

Bu yazıyı paylaşın