Gece’ye inen basamaklardan birinden çıkan homurtunun ana sebebini düşünmek geçmemişti hiç, o basamakları kullanan yüzlerce ayağın. Ve karanlığın gizlediğinin aslında gündüz’ün açığa çıkardığından başkası olmadığını; hem o karanlığa, hem o gündüz’e bakan gözlere kim inandırabilirdi?
Anlat bana.
İnanmak istiyorum: Boşluğun aslında hiç boş olmadığına…
‘Buralarda işler böyle işlemiyor gibi sözler duyuyor olsam da her zaman yaptığım biçimde duymazdan gelmeye çalışıyor, hayır hayır, daha da ötesi tam anlamıyla duymazdan geliyor, o bir türlü içinden çıkamadığım meyve salatasının üzerine bir tutam kırmızı biber serpmekle ne büyük hata ettiğimin farkına vardığım an, asıl içinden çıkılamayacak işin bu olduğunu anlayıp, meyve salatasını tarifiyle birlikte çöpe atmayı yeğliyor, ‘zaman nereye koşuyor’ sorusunun ayrıntılarına inmeden…’
Anlat bana.
Dinlemek istiyorum: Hiç duyulmayanların feryadını…
Çok şey oluyordu, ben görmüyordum. Çok şey bitiyordu, ben bilmiyordum. Çok şey ölüyordu,ben sezmiyordum. Çok şey koşuyordu, ben duruyordum. Çok şey susuyordu, ben umuyordum. Çok şey buluyordu, ben yitiyordum.
Anlat bana.
Görmek istiyorum: İnancın gölgesini…
Ağaçları neden bu kadar sevdiğimi, onların ne kadar yüksek olduğunu görmekle açıklayabilir miyim?İnsanlardan neden bu kadar uzak durduğumu, onların ne kadar doyumsuz olduklarına sürekli şahit olmakla sınırlayabilir miyim?Dünyadan neden bu kadar kuşkulandığımı, onun pusu kurmadaki başarısına hayran oluşuma bağlayabilir miyim?
Anlat bana.
Cevap istiyorum: Namluyu doğrultan kim?
Ağrıyan yanımızın sızısını dindirmek içindi bütün çabamız bu yüzden konuşmak istedik her karşılaştığımızla,hani olur ya asıl kişiyi görmeden geçeriz yanından, hani olur ya kaçırırız hayatın ne kadar zor yaşandığını henüz anlamadınız mı yoksa / perdeden bir tutam zencefil sarktığını söyleseniz ne kadar inanırlar / o zencefili alıp kaynatsanız tadına bakmak için ne kadar yarışırlar / yalnız kalmak için çırpındığınız dönemler geride kaldığında ve gerçekten yalnız kaldığınızda / yalnızlığın ne kadar da istenmemesi gerektiğini mi farkedeceksiniz? Ne çıkar?Geç kalmış olmanın çaresizliği üzerinize çökmüştür artık hep asl olanı değil de soru işaretini bekledik belki / uçan apartmanları görmedik belki / kırmızının aslında hiç de kırmızı olmadığını ama bize böyle söylendiği için onun kırmızı olduğuna inandığımızı anlamadık belki / saçların güzelliğini gizlemek için değil de sırf O’na itaat için örtüye büründüğümüzü anlatamadık belki / sözleri son harfinden yakalayıp savurduk, kuyruğundan kapana kısılmış fare gibi; bizim de kırılabileceğimizi düşündüremedik belki /
Süslemek için bir duvarı seçebilirdik,
Kelimelerde deneyince
Yalana bulandık.