I.
çerçeveye uyduramadık elimizdeki hayatı
bu sebepten, hep dışında kaldık seyrin.
iki kilo kıyma fiyatını soranların yüzü gibiydi
öteki mahlenin aydınlığı
varsayıyorum K harfiyle neyi değiştirebilirdi
sevincinin sesini unutmuş kafein bağımlıları?
pi sayısını kaç aldım, bilmiyorum
bu da beni yağmura karşı savunmasız kıldı
unutma beni çiçekleri, şakayık ve leylâk;
işte bunlar hep mayıs çiçeği
işte bunlar bunlar işte
sonrasını göremediğim günlerin
arka bahçesi!
niye çarşambaları yok takvimlerin
gözlerinden daha güzel bir akşamüstü yok, niye?
suları geçiyoruz bak, en derin okyanusları
neden istemiyorsun boğulmamı kıyılarında,
neden?
bir cıgara daha yakardım sabaha karşı
bin umut daha intihar ederdi yüreğimde böylece
ve çocukları düşünürdüm hep
denizi ilk defa yarasına denk getiren çocukları
onların elbiseleri bayram arefeleri gibiydi
anneleri, at arabalarıyla alışverişten dönen
babaları, baştan aşağı nasır tutan emekçilerdi
ilaç içmeyi marifet sayardı hemen hemen hepsi
aralarında hiç kasnaklısı olmayanlar vardı
ağızlarını musluğa dayayarak su içmek gibi alışkanlıkları
ve sokaklarda akşama kadar top oynamakla
gülüşen apaydınlık yüzleri vardı.
hep düşünürdüm onları
çünkü bir kenar mahlede büyümek
ilk defa fotoğraf makinesi görmek gibi bir şeydi
ilk defa bir kıza vurulmak
ilk defa düşmek bir dut ağacından
ilk defa kirlenmek
ve kardeşini kasıla kasıla büyük bir gururla
bakkala götürmekti ilk defa.
akşamları çırçırdan dönen ırgatları seyrederdim
kimi kısa maltepe’lerle geçerdi yanı başımdan
ne yamandı bir bilseniz sokakta oynayan son nesil olmak
köşe başlarında şam tatlıları, dondurmalar
ve kapı önlerinde birer ikişer oturan yaşlılar
onlarla konuşmak, tarihi yalancı çıkarmaya yeterdi
öyle bir konuşurlardı ki
sanki hepsi birer efsanenin başkahramanıydı
bir türlü bitmezdi çileleri
fakat her hikayenin sonu elbet mutlu ve mesut biterdi!
II.
çocukken hatırlıyorum, sokaklar gülüşürdü
daha ortada emojiler filan da yoktu
nasıl oldu bilmiyorum
bir zaman geldi, her şey sahteleşti
her şey kirlendi hatta
yağmurlar bile.
benim öyle bir ismim de yoktu
herkes kendi harfleriyle bir ad takardı bana
meselâ bir simitçi geçse ancak
aç olduğumun farkına varırdım
her şey bir atasözü tadındaydı
öyle ya,
“komşuda pişer, bize de düşerdi.”
her cuma gecesi koskoca bir köy yerine dönerdi mahle
çünkü nenem elime bir tabak bulgur tutuşturup
fakir fukarayı gözlemem gerektiğini
muskalamıştı boynuma.
“ben” demek ayıplıydı
“biz” deyince bereketlenirdi çünkü toprak
herkesindi çünkü gökyüzü
herkesi ısıtırdı çukurova’nın sarı sıcağı
bir lokma ekmek ve bir tas su,
o da herkesin kasketiydi.
sabahlara kadar beraber oturduğumuz odalar
ve akşamlara kadar saklambaç oynadığımız sokaklar herkesindi!
III.
bahar ayları, romantizmin en güzel kanıtıydı
portakal çiçekleri bir şiirin en güzel mısrasını anımsatırdı aşıklara
henüz bahçelerimiz talan edilmemişti
üç artı bir daire fiyatına peşkeşe çekilmemişti avlularımız
naneyi, soğanı, maydonozu manavdan almak gülünç bir hatıraydı
bileğinin hakkıyla yerdi herkes ekmeğini
toprak bu kadar uzak değildi insanoğluna
bu yüzden kimse unutamazdı ölümü
“ölümü unutma oğul, vicdanını da unutursun!”
derdi nenem, belki de buydu sebebi
ve bu sebepleydi belli ki toprak yemekten hoşlanırdı
kimi insanlar!
oysa şimdi acıyorum çocuklara
her şeye sahipler;
kendilerine ait bir oda, ellerinde son model oyuncaklar,
vesair, vesair…
ama haberleri yok doğan güneşten
güllerden, mor menekşelerden
bir dostun o sımsıcak gülümsemesinden.
haberleri yok zamanın keskin bir ustura oluşundan
güvenin, en büyük servet oluşundan
sevginin, dünyayı katlanır kılışından.
yok bir haberleri akşamüstlerinden
bir bisiklete hasret, babalarını akşama kadar bekleyen
o kenar mahle çocuklarının heyecanından.
varlık ve yokluğun iç içe bir matruşka oluşundan
ve en çok da yaralı bir dizin bulandığı çamurdan.
evet, acıyorum o güzelim çocuklara
her şeye sahipler;
güneşin kızıllığından, aydededen ve yıldızların parlaklığını
paylaşabilecekleri gecelerin, uykuyla uyanıklık arasında
durduğu o serin damlardan gayrı her şeye,
vesair, vesair…
ve ben ki artık uyandırmaya kıyamıyorum
o kenar mahle çocuklarını;
ki onlar mışıl mışıl uyurlarken ben
ne yazacağımı dahi bilemiyorum
aydınlık yarınlara
ve umuda dâir…