Boğaz’ına kuşak gibi dolandığım İstanbul
surlarından baktığımda gözlerimden tanımıştı beni
kayıkların Milonga ritmine kapıldığım an yakaladığında eteğimden
huşû içinde bergüzar diye sundu serin sularına
hapsine razı olduğum gündü doğuşum yeniden
sürmesin tek, Lales’e kimsesiz beni
sonrası ağır zamanların
Adigece ağıtların içine çekildiğimde
çatkıma sırlanıp tuttu kederimden
yaşımı ılık sularına akıttığım Maykop
gün geçtikçe kırılganlaştı yediği darbelerden
ağladıkça çoğaldı diye Şirâze
süzüldü bütün güzelliği
bir nehrin derdine ortak olamam diye kaçtım
kaçmalarıma bir yenisini ekleyerek
istemem bırakmasın tek beni bana geçidin bekçisi şehir
gerçeği alenen göstermeden
yarına dair endişesizim
olsam sanki neyi engelleyebilirim
herkese nispet ben bildiğim şeylerle uğraşmayı tercih ettim
o yüzden hep geçmişle kavgalıyım Şirâze ve onadır dargınlığım
uzun sürmez ama hemen dönüp sımsıcak sarılırım
bana musallat bu talihsizlik, belirsiz kimden devraldığım
çok da önemi yok gerçi değiştiremediğim bu ayrıntının
sözüm kesildiği gün imzası atıldı bir elden diğerine devredilişimin
şimdi çağın felsefesinde, modernizmin orta yerinde
kültürel cehalete asice, gücüm yettiğince, yüksek sesle
akademik bir söylemle baş kaldırıyorum
herkese inat, bütün yaptırımlara çalım atarak
küçük koylara demir atar da uçan halım
kısa süreliğine konaklarım
de ki Şirâze: Sarı Lima seni bekler
de ki Şirâze: gün doğarken ağlatır insanı, gün batarken ağartır yaşanmışları
falancadan aldığım derslere ek, filancadan alamadıklarıma terslenişim
tüm bildiklerimi tek bir an içinde
bir tek cümle ile ışık hızına denk söyleyişim
ne olduğumu değil de, ispatlar gibi ne olamadığımı çizişim
ve benim Şirâze o yaralı merhametim:
beni başkalarına mahkum eder
de ki: tam olamaz insan, noksanlarıyla yaşar
de ki: onlarla beraber hem sever, hep sever
hem anar, hem yanar, hem arar
tulû vakti herkese hoş selâm ile yöneldiğinde
derviş edâsı dilâgâh yüreklerde
huzmelerin şavkında sen bir endâm, ben bin deveran
hâl dilinden dökülür ifadeler
kimine az gelir safir, kimine çok âlemin taşıdığı kıymetler
ve Şubat’la uyanır Şirâze beklediklerim; dîdar, dildâr, dilâzâr…
ey şefkatine sığındığım! çevirme kapından
ey varlığıyla sevindiğim! andıkça içimde çoğalan
ey sonsuzluğum, doğuş vaktim, uyanışım! kaldır perdeleri aradan
korkum ziyanda olmak, ziyana düşmek, ziyan etmek kendimle ne varsa
korkum Şirâze, öylesine kayıp gitmek tanımsız, adsız, yalnız
oysa yakılan köşklerin, köprülerin ateşi bulaştı bir kere üzerime
tutuştu Sırça Saray’ım; Malta, Şale, Çit, Çadır köşklerim
ve bin parçaya bölündü nârin Bohemya avizelerim
şimdi ben küskünüm sana Şirâze ol ateşten sebep
bırak bu küslüğün içinde ol sebepten eriyeyim
bırak Şirâze’m, seni nasıl hatırlıyorsam öyle seveyim