Rasyonalizmden Post-Truth’a
Düşünmeye ihtiyaç olmayacak şekilde yaşamanın bir formülü var m? Descartes Yöntem Üzerine Konuşma’da düşünmeyi temele alan bir anlayış geliştirir. “Ben’in kaçınılmaz olarak bir şey olması gerektiğini fark ettim ve şu hakikatin, düşünüyorum öyleyse varım hakikatinin, Kuşkucuların en abartılı varsayımlarının sarsamayacağı kadar sağlam ve kesin olduğunu görerek, onu, aradığım felsefenin ilk ilkesi olarak tereddütsüz bir biçimde kabul edebileceğimi düşündüm.”1 17. yüzyılda, Descartes’i takip eden gibi filozoflar akılcılığın (rasyonalizmin) sistemleşmesine zemin hazırladı. Descartes, düşüne düşüne töz’e ulaşmıştı. Töz; asıl, köken, soy gibi başlangıca götüren kelimelerden hareketle düşünülebilir. Bilginin kapısı varlığa çıkıyordu. Bunun temelinde akılla elde edilen bilgi vardı.
| Descartes, temele aldığı düşünce ile modern felsefenin kurucu sayılıyordu. Ne zamana kadar? 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde gelenekseli reddetme ve yeniyi ortaya koyma çabaları sanat, edebiyat, felsefe alanında modernist olarak nitelendirilen eserleri beraberinde getirdi. 20. yüzyılın son çeyreğinde J. F. Lyotard, Postmodern Durum [1]adlı kitabında mantık, felsefe, edebiyat, güzel sanatlar alanındaki modern birikimi tartışmaya açtı. Lyotard, modern sonrası veya modern ötesi olarak tanımlanacak postmo- dernizm; büyük anlatıların sonun geldiğini iddia edecek, modernizme ve onun temelini oluşturan rasyonelime yönelik sorgulama zemini oluşturacaktı.- |
Özne ve Anlatısı
İki kavrama geri dönelim: biri Descartes’ın düşünmeyle var kıldığı “ben” kavramı diğeri Lyotard’ın “büyük anlatıların sonu geldiği” düşüncesi. Ben, fail olan özne, anlatı oluşturur. Anlatı kurar. Düşünmenin geti- risi olarak, düşündüğüne yönelik kontrol geliştirme, ayırt etme, anlama meleklerine (edinimlerine) ulaşır. Ben -yani etken olan özne- bir anlatının içinde anlatı oluşturur. Özne, başlangıcı ve sonu olan, tarihi olan bir varlıktır. Edilgen olanın düşünmesi ve anlatı oluşturması söz konusu değildir. Dünya Tarihi ya da bireylerin öz yaşam öyküleri büyük anlatılardır. Ben’in öz yaşam öyküsünün büyük anlatı olarak kabul edilmesi; düşünme, bilgi üretme, bulma, anlama, eyleme melekelerinin kendini, toplumu dünyayı şekillendirmesinden ileri gelir. Büyük anlatının sonunun gelmesi düşüncesi; belirsizliğin, parçalanmışlığın, karmaşanın öne çıktığı bir ortamda öznenin edilgen hale getirilmesine işarettir. Özne, toplayıcıdır. Başta düşünme olmak üzere yukarıda saydığımız filleri yerine getirmesi bakımından birleştirir, düzene koyar, eser üretir, güzeli arar, güzelden etkilenir. Postmodernizmin öznesi, anlatının uzağında konumlandırılan edilgen (pasif) öznedir. Edilgen olanın anlamı ve anlatısı yoktur, büyük anlatı oluşturacak hareket kabiliyetinden yoksundur.
İzm’lerin ve yüzyıl geçemeden birbirini takip eden çağların akışı içinde “post-truth” bir nitelemeyle karşılaşmış bulunmaktayız. “Post-truth kavramını ele alırken dilimizde yaygın bir şekilde kullanılan ‘hakikat-son- rası’ ya da ‘gerçek sonrası” adlandırmaları aslında yetersiz kalmaktadır. Çünkü kavramın orijinalinde yer alan ve Amerika düşüncesinde yer eden hakikatle, bizim dil ve zihin dünyamızdaki hakikat kavramları örtüşmemekte bizlerin hakikate bakışı farklı bir noktadan yükselmektedir.”[1] Çağı niteleyecek kadar toplumsal yaşamda yer eden “post-truth” olgusu gerçekliklerin yerini duyguların ve kişisel inançların aldığı bir uzaklaşma biçimidir.[2]
Başka Bir Çağ, Başka Bir Tablo
Doğal Hayatı Koruma Vakfı, bir yıllık doğal kaynakları tükettiğimiz 1 Ağustos 2024 tarihini “Küresel Limit Aşım Günü” olarak belirledi.[3] “1960 yılında Kaliforniya’da boşanmaların sayısı evliliklerin sayısının %50’sine ulaştı. Yani her iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlandı. Çocuklar arasında suç, uyuşturucu ve psikolojik rahatsızlıkların oranı aynı oranda arttı. Amerikan sağlık hizmetlerinin 1968 yılı resmi verilerine göre her beş Amerikalıdan biri sinir krizi yaşamış veya onun eşiğine gelmiştir. ABD’de her bin kişiden dördü psikiyatri kliniklerinde bulunmaktadır. (…) Amerika Bileşik Devletleri’nde her 12 saniyede bir suç işlenmiş neredeyse saat başı bir cinayet, 5 dakikada bir gasp, her 25 dakikada bir tecavüz ve dakikada bir otomobil hırsızlığı yaşanmıştır. (FBI’ın yıllık raporlarına ait veriler)”[1] Bugün Amerika’da ve dünyada durum ne şekilde seyretmektedir.
Söylem, argümantasyon, psiko-dilbilimsel olarak gayet parlak görünen teoriler, dünya tasarımları, kestirilemeyen bir hızla birbirini takip eden izm’ler; yaşanılabilir, barışçıl, sürdürülebilir bir dünya için ne vadediyor, ne katkı sağlıyor? Yoksa bu teoriler, her türden araçla başarılı bir şekilde söylem dizimi yapan iktidarların dünya tasarımı isteklerinden mi kaynaklanıyor? Özne, bu kadar bilgili, bu kadar maharetli, kaynakları elinde bulunduruyor ve teknolojik ilerlemeye sahipken neden elindeki imkânları insanlık yararına kullanmıyor? Düşüncenin yerine duyguları, kişisel inançları koyan “post- truth” zamanlar; savaşlara, açlığa ölüme sadra şifa bir çözüm üretmekten yoksundur.
Görünüşe göre teknolojik ilerlemenin ge- tirisiyle üsbilşsel sınırları zorlayan teoriler, izm’ler üretilebiliyor. Yapay zekâ bunların hepsini kısa sürede öğrenebiliyor. Otomasyon işlerin bir kısmını fabrikalarda robotlar yapmaya başladı. Bu yaşananlar karşısında özne, insanlık nasıl bir hâl alacak? Bütün yaşananlar karşısında korkmak ve ümitsizliğe kapılma değil sona erdi denilen büyük anlatıya kulak kesilmek gerekir. Büyük anlatı; bir olanı, başlangıcı ve sonu olanı idrak eden öznenin inancı, bilgisi, eylemleri üzerinden var oluşu devam ettirecektir.
[1] 1 Yöntem Üzerine Konuşma, Descartes, Bilgesu Yayınları, 2018, s. 36.
[2] Posmodern Durum, Jean François Lyotard, Bilgesı Yayınları, 2014.
[3] Teknoloji, Politika ve Hakikat: Post-Truth Çağının Analizi, Ahmet Melih Karauğuz, Hece Dergisi, sayı 328, Nisan 2024, s. 20.
[4] Rasyonalizm, modernizm, psomodernizm, post- truth, tanımları ve çözümlemeleri hacim itibarıyla bu yazının konusu değildir. İndirgemeci bir anlayışla yaklaşılmamıştır. Yazı sonunda niyetini belli edecektir.
[5] https://www.iklimhaber.org/dunya-2024-
[6] İslami Yeniden Doğuşun Meseleleri, Aliya İzzetbegoviç, Ketebe Yayınları, 2024, s. 54.