Şiir söz konusu olduğunda “form” ile kas­tedilen, ilk bakışta metnin düzenlenmesiyle ilgili hususlardır. Bu düzenlemeye nazım biçimi, kafiye, kafiye şeması, vezin gibi met­nin fiziki ve fonetik niteliklerine dair bütün hususlar dâhil edilebilir. Bu çerçevede poe­tik formun metnin hem görünümünü hem seslendirilişini belirlediğini söyleyebiliriz. Bununla birlikte poetik forma keskin sınır­lar çizmek ve özellikle şiir tahlilinde formu ele alırken mer’î (görsel) ve sem’î (işitsel) hususlarla sınırlı kalmak yanıltıcı olabilir. Poetik formun muhtevayla iç içeliğini ve do­layısıyla görme ve işitme duyularının dışına taşacak şekilde şiirin bütünüyle olan veya kurulan ilişkisini dikkate almak ve değer­lendirmek gerekir.

Öncelikle göze ve kulağa yönelik olduğunu not ettiğimiz poetik formun şiirde birtakım kuralları ve kıstasları şaire dayatması ka­çınılmazdır. Bu kural ve kıstaslar, yalnızca “mevzun ve mukaffa” sözler için geçerli de­ğildir. Bir vezne ve sabit bir nazım biçimine göre yazılan şiirlere, örneğin gazellere ba­karak serbest vezne sahip şiirlerde bir kural veya kıstas olmadığını, bir desenin dikkate alınmadığını veya oluşturulmadığını düşü­nürsek poetik forma dair hatalı bir anlayışa kolayca sürükleniriz. Serbest şiir kuralsız ve hatta ölçüsüz değildir, yazılan veya söy­lenen her şiirde edebî hazzın peşinde bir kalıbın, bir desenin yeniden oluşturulması için çalışan şair, belirli kuralları ve kıstasları gözetmek durumundadır. Bu tarafıyla “ser­best” şiirde form, sabit bir kalıp takip edi­lerek yazılan şiirlere nazaran daha zorlu bir uğraş gerektirir. Unutmamamız gereken hu­sus, şairin bu kural ve kıstasları bir taraftan gözetirken diğer taraftan zorladığıdır.

Edebî haz, poetik formun anlaşılması bakı­mından önemlidir. Her edebî türün yazarı­na ve okuruna vereceği edebî hazzın türü farklıdır. Hikâyeden, denemeden, şiirden alınan hazlar birbirinin aynı değildir. Şiir­den alınan edebî hazzın en belirgin özelliği­nin müzikal nitelikte olduğunu tereddüde düşmeden söyleyebiliriz. Şiirin sağladığı edebî hazzın müzikal bir haz olması, sesin poetik form bakımından önemini yeterince gösterir ve vurgular.

Edebiyatı şifahi gelenekle başlattığımıza göre formun önceleri işitme duyusuyla il­gili olduğunu kabul etmeliyiz. Yazının kul­lanılmasıyla metin devreye girer ve şiirin mekânda bir yerden başka bir yere yayıl­ması ve zamanda nesilden nesle aktarılması için insan hafızasına olan bağımlılık ortadan kalkar. Poetik form, metinle birlikte, artık daha çok görme duyusuyla ilgilidir. Öyle ki deneysel çabalarda ve fütüristik anla­yışta şiir metni, resme doğru yol alır. Buna rağmen şiirde ses, edebî hazzın sağlan­masında şekle kıyasla belirgin biçimde ön plandadır. Nihayetinde şekil, belirli bir sesi oluşturmaya hizmet eder; şekil bir araçken ses amaçtır. Poetik formun unsurlarını, edebî haz veren poetik bir ses oluşturma aracı olarak görmek hatalı olmayacaktır.

Poetik form üzerinde düşünmemizi ge­rektiren hususlardan biri, edebiyatın baş­ka türlerinde olduğu gibi şiir türünde son asırlarda yaşanan ve özellikle formun fark­lı unsurlarında görülen değişimlerdir. Batı edebiyat geleneğinde poetik form, Doğu edebiyat geleneğine nazaran daha hızlı ve daha köklü bir değişime uğramıştır. Tarihî ve edebî bağlam içinde düşünülebilecek ve anlaşılabilecek olan bu değişim, Doğu edebiyatlarında on dokuzuncu asırda Batı edebiyatının tesiriyle başlar. Yirminci asra gelindiğinde Fars edebiyatında “şi’r-i nov” (yeni şiir), Arap edebiyatında “el-şi’r el- hur” (hür şiir, serbest şiir), Türk edebiyatın­da “serbest şiir” günümüz şiiri için poetik formda değişimin belirgin kırılma noktala­rıdır. Serbest şiir, formu önemsizleştirmediği gibi poetik formla ilgili arayışların son bulması için bir gerekçe de oluşturmaz. Poetik form­da esas olanın ses olduğunu dikkate aldığı­mızda çağa en uygun sesi bulmak için form arayışlarının devam edeceğini ön görebili­riz. Bu ses, farklı poetik yaklaşımlara göre, tabii olarak, farklı olacaktır. Her şair, kendi poetik perspektifinden çağın meselelerine kendince bir cevap verecektir.

Poetik formun sesle olan temelli ilişkisi­ne değinmişken meseleyi somutlaştırmak adına gündelik dilde yer alan bir kullanı­ma başvurmak isteriz: hitap etmek. Hitap etmek fiili, kazandığı mecazi anlamlara ve bağlama göre değişen kullanımlarına rağ­men sesle doğrudan bağlantılıdır. Bir şiirin sesinin çağımıza uygun olup olmadığının ve meselelere cevap verip vermediğinin sağ­laması muhtemelen “Bu şiir bana hitap edi­yor.” dedirtip dedirtmemesiyle yapılabilir. Günümüz şiirinin en temel meselesi belki de “ses”tir. Poetik formla ilgili çabalar, çağımıza hitap eden sesi elde etmeye yönelik bir arayışın ürünü oldukları müddetçe beyhude değildir. Poetik sesin sadece işitme duyusuyla ilgili olup olmadığı ayrıca tartışılabilir.

Bu yazıyı paylaşın