Toprağına Gül Koyarken Adın Yalnızlığımdı

Doyasıya yürümenin düşüncelerime iyi geldiği zamanlardı. Yürüyordum. Her nasılsa yol bitmek bilmiyordu. Yıldızların kaymadığı gecelerden birinde her şeyin çabucak söneceğini sandığımdı. Ağaç gölgelerinden korkup asfaltı bıraktığım o toprak yolda nasıl da rahat görünüyordum kim bilir? İki kelâm etmeye takatim yokken sana neler demem gerekirdi? Dilimin ucunda saray süsleyen harfler vardı. Bense o sarayın zincirlenen kölesiydim. Hızlı yürümek âdetindi, sana yetişemiyordum. Hikâyemi anlatamıyordum ki devamını bilesin. Tıkanıyor git gide hayat, diyemiyordum. Suskunluğun ve sen; ikisinin anlamını bir çırpıda çözemiyordum. Sabırlı sayılmazdım, kaçınılmaz yakınlıktaydın. Sesini tutmam demek, seni görmem demekti. Gözlerim yetmezdi görmeye, dahası için devamdın.  Durduğun yolda durulan yanımla dönmem ve bu dönüşte yaprakları yüzümden çekmem gerekirdi. Oysa sen dal budaktın, sargın bir hayattın. Sırtında yüklendiğin ve emanet olduğunu bildiğim bir şeyler vardı. Kimselere vermediğin yalnızlığınla ben iyiydik. Nasılsa cümleler firar etmişti dimağında. Nokta devletinde hüküm sürüyorduk ya, ne zaman “gece” desem bir sen oluyordu saatler. Ah başıma vuran nice pişmanlıkları anlatabilseydim. Mavi ibriklerden dua olup dökülen şiirleri okurken ve içimin kabristanında gezerken incitmemek için yeşilliği, bildiğim bir ağacın hatırasına dayanabilseydim. Kesilen dallarım yeniden filize dursun, üşüşen kalabalık yok sahilimde. Bu kumsal gizlerin kadar sakin ve sarsıcı geliyor bana. Ayağımın sürçtüğü yerden uyandığımda gözlerimin mahmurluğunu çözebilir misin bilmem. Bardaklar hep yarıdan dolarken benim göregeldiğim sen, alçakgönüllü olmanın faturasını ödüyordun. Toprakla bu denli haşir neşir olmanın özelliğini kuşanıyordun. Bütün kötülüklerimi gömmüş de gelmişçesine. Seninle aramı bağlayan huzurun anlatımı bu. Becerebildiğimi zannetmiyorum; ama yine de anladığını hissetmek zor değil. Baharda yeryüzünün kokusu olur çiçekler. Ellerimde çiçekler seninle bahar olur. Bu kadarını olsun çok görme ne olur, güzden geldiğim gibi değilim şimdi. Mor tenhalıklarda ağlamıyorum. Seni anmak gibi bir derdin içinde görmüyorum kendimi. Hüznüm, yeni moda yangınlardan uzakta. Dilediğin yakınlarda indir kendini. Bak söylüyorum, okumam yazmam sökmez seni harflerimden. Kahrın deli gömleği dar gelir üzerime. Kader çizgisinde alnıma değen dirlik, iki kalbin arasında gidip geliyor. Müsait bir seherde boşuna demiyorum, indir kendini. Ruhların gökyüzünde dolaştığını duymuştum. Kutsal gecelerin birinde, ışık huzmelerinin derinliğinde gezdiğin demde hatıramı hatırana karıştır. Kendinle beni barıştır. Aşk inzâl olsun her vakit gözlerine. Ayrılık denilen bilmeceyi düşünüyorum. Onunla karanlıklarda konuşuyorum. Eskittiğim defterleri yaşarken yaklaş gençliğime. Dağdan gelen berrak sulardan iç. De hele, bu rüzgâr hangi memleketin yâdını taşır? Şehri sığdırmışsın içine. Bir çıkmaz sokakta oturup dağlanmışsın. Divâne görüntünle son nefesine koşarken kaldırımların kalbini çalmışsın. Düşüncelerimi ziyaret eden sesine sormalı bu vaktin anlamını. Ânı seyreyleyen ruhuna dualarımı bırakıp gitsem. Bir bilebilsen, toprağına gül koyarken adın yalnızlığımdı.

Bu yazıyı paylaşın