Eski olmasına rağmen çetin yollara talimli arabamız hoplaya zıplaya, tümseklere bata çıka ilerlerken, etrafı bürümüş yoğun sis tabakası içinde, hayal mi gerçek mi seçemediğim bir adam gördüm. Dışarda göz gözü görmüyordu. Tekrar o yöne baktığımda ise adam yoktu. Her şeyi yutan bu sis bulutu içinde kaybolmuş olmalı, ya da ben göremiyordum. Köy kahvesinde yaşlı bir adamdan dinlediğim, köyün bağrında büyüttüğü yiğit efsanelerinden fırlayıp gelmiş bir hayalet miydi gördüğüm? Emin değildim.
Ahmet’e sordum.
-Şurada biri mi vardı?
-Ben görmedim, dedi Ahmet.
Akşamdan kalma olduğuma kanaat getirecektim ki adam birden önümüzde belirdi. Sırtındaki yükün ağırlığından beli hafif bükülmüş uzun boylu, karayağız bir delikanlıydı bu. Baştan ayağa siyah giyinmişti. Kapüşonlu montu, dizlerine kadar çıkan çizmeleri, boynunda sallanan atkısı…Yüzünü net göremesem de bakışları, şu beyaz karanlığı delecek kadar kara ve haşindi.
Ahmet onu görünce hemen arabayı durdurdu. Camı araladı.
-İbo nereye gidiyorsun?
Önce Ahmet’e sonra delikanlıya baktım. Bakışlarında hiç bir yumuşama olmadığı gibi yüzünde en ufak bir hareketlenme, rastlanan bir tanıdığa gösterilen küçücük bir sevgi kırıntısı bile yoktu. Sırtındaki yükü ayaklarının dibine indirdi. Göz ucuyla bana baktı sonra ve konuşmaya başladı.
-Eveeeeeeeeee.
-Nerden geliyorsun?
-Panayırdaaaaaan.
-Ne aldın panayırdan?
-Şekeeeeer.
Sorulara verdiği cevaplar değişiyor ama duruşu asla bozulmuyordu. Gözlerine baktım. Alev alevdi.
Ahmet devam etti.
-Kim var evde?
-Anam babaaaaaam.
-Başka?
-Kıııız.
Bizden sıkıldığı kısa cevaplarından ve gülmeyen yüzünden belliydi. Bir hamlede yükünü yüklendi ve gözden kayboldu. Öylece kaldım.
Bir müddet sonra onu tanıdığını hatırlayarak Ahmet’e sordum.
-Kimdi bu delikanlı?
Ahmet direksiyonla boğuşurken anlatmaya başladı:
-Öğretmenlik yaptığım yıllarda tanıdım İbo’yu. Babası ahbabımdı. Koyuncu Salih derler. Aşağı köyden. Hayatı bu yaylalarda koyun otlatmakla geçti. Bir kızı bir oğlu oldu. İbo çok akıllı bir çocuktu ama babası okula vermek istemiyordu. Amacı onu çoban yapmaktı. Benim ısrarımla iki yıla yakın ara ara gönderdi. Okumayı yazmayı öğrensin yeter diyordu. Bu çocuk okumalı, hesabı çok kuvvetli dedim ama dinletemedim işte. İbo nasıl da seviyordu problem çözmeyi bilsen!
-Eee sonra ne oldu?
-Salih birkaç yıl evvel felç geçirdi. Ayağa kalkamıyor. İbo da evin erkeği, koyunların çobanı şimdi.
Yol bitti. Sis, aldı başını yükseldi yükseldi sonra kayboldu. Yemyeşil düzlükler duvağını kaldırmış bir gelin yüzü gibi parlıyordu.
Panayır yeri oldukça kalabalıktı. Şenlikler düzenleniyor insanlar kah şarkılarla kah yarışlarla doyasıya eğleniyordu. Bense bütün gün bunca şen insanın yüzünde İbo’nun gözlerini aradım.