Dünyada yanlışlıklar oldu mu susmak ve yutmak, kralın çıplak olduğunu söylememek… Kendi varlığını silmek gibi…
Farklılık, çok renklilik popüler kültürümüzün bir yitiğidir. Farkını ortaya koyamayan insanı, içerisinde yerli kabul etmek… Farklı olanı, her ne olursa olsun, kaynar bir suyun içerisinde eritmeye çalışmak…
Mısra-i bercesteler yazan ve sıçramış olanı daha çok kabul eden bir bilinçten, tutunmayanları herkes gibi olmadığı için yok saymak…
Biz kavramının içi boş benlik zinciriyle çepeçevre sarılmış.
Biz olmak ne demek?
Ben + O = Biz
Dil öğretiminde kullanılan bir yöntem bu.
Dil, milletin zihin kodlarını yansıtırken; ‘Biz’ diyememek, aslında yel değirmenlerine savaş açan Don Kişot’a deli demekten dışlamaktan farklı değil.
Yel değirmenlerine savaş açan Don Kişot, aslında zihnin o değirmenleri düşman saymaya başlayan algı yanılsamalarına karşı duruyordu. Algı problemleriyle savaşmaktı niyeti Don Kişot’un.
Dulcina’yı tüm çirkinliğine rağmen güzel görebilmişti Don Kişot.
Don Kişot kitabını dikkatlice okursak, Don Kişot’un, Sanço Panza bir adaya yönetici olduğunda verdiği öğütlerde bir siyasetname gizli. Her ne kadar siyasetname kavramını kullansak da, tüm insanlığa verilen öğütler grubu. Endülüs kültürünün izleri Cervantes’i beslemiş.
İslam medeniyetinin hikmet birikiminin Avrupa medeniyetine kapı açmış olması ve özümsenmesiyle bizim bu birikimden uzaklaşmamız sorunun kaynağı.
Bizi biz yapan öz birikimden uzaklaştıkça aslında daha çok bölünüp parçalanarak yok ediliyoruz.
“Kökü mazide olan ati” olmak esas olan. Geçmişi bilip, iyi olan her özelliği korumak ve yoluna devam etmek.
Geçmişte biz iken şimdi ben kavramına düşmek, bizi bitiren olgu.
“Ene” demek ayıp sayılırken, “Hiç” yazılı hat tabloları duvarlarda asılı dururken, bugün “hiç” kavramı sadece ve sadece tablolarda kaldı.
Özü unutulmuş, içi boş, şuursuz bir kültürel ilgi kaldı. İslam medeniyetinin kaynak eserlerinden uzak kalındığı sürece bu boşluk devam edecek.
Böylelikle, bölünmüşlük bizi yalnızlaştırmaktan, birbirimize korku dolu gözlerle bakmaktan esir düşmüş, 1984 distopyasına konu olan karakterlere çevirecek.
Yine de, imanı olan bir insanın umutsuzluğu olamaz. Bir taraftan da, öz birikimini okuyan, öğrenen ve hayatına uygulayan bir nesil de yetişiyor. Mehmet Akif’in “Asım nesli” diye adlandırdığı bir nesil.
O halde, tüm olumsuzluklara rağmen, dik duruş ve umutlu bir bakış açısı biz insanların ufku olmalı. İnancı olan insanlar, hedeflerinden vazgeçmezler ve tüm kapılar açılır.
Biz böyleyiz ve böyle kalmalıyız, tüm yolumuzdaki dikenlere rağmen.

Bu yazıyı paylaşın