ayağımızı, bacağımızı, başımızı koparıp eğleniyorlar acılarımızla viva la vida!
Suriyeli yazar Rafik Schami’nin kitaplarını okurken bir masalın içinde olduğum hissine kapılıyorum. “Hattatın Sırrı” da o büyülü dünyanın kapısını açtı yine. 1950’lerin Suriye’sinde gezdiriyor beni yazar. Şam sokaklarında, binaların içinde, duvarların ardında yaşananları görmem için gizemli bir şekilde kurgunun bir parçası yapıyor beni üstelik. “Sokaklar, evler, meydanlar, çarşılar ne kadar da Antakya’ya benziyor,” diye düşünüyorum elimde olmadan. Kişisel yaşantı, politik ve kültürel olanla ustalıkla harmanlanmış. Farklı dinlerden insanlar, aynı yerde yaşasalar bile görünmez sınırlarla birbirlerinden nasıl da ayrılıyorlar. Yazıya dökülmemiş kurallarla çevrili hayatlar. Yine de her zaman birileri çıkıp bu kurallara karşı koyma cesaretini gösterebiliyor. Açık açık bunu yapamayanlar da başka çözümler buluyorlar kendilerine hayatı yaşanabilir hâle getirmek için. Kültürler, insan yapımı kadim yapılar. Kadim olmaları, değiştirilemez unsurlara sahip oldukları anlamına gelmez ya da gelmemeli. Aslolan -her kim olursa olsun- insanın mümkün olan en iyi şekilde yaşaması bana göre. İnsana rağmen insanca yaşamak için direnenler bugüne kadar hep var oldu, olmaya da devam edecek. Hattatın Sırrı’nda bolca dedikodu var. Zulüm, entrika, güç mücadelesi, kibir, intikam, bağnazlık, çarpık ilişki ve çok daha fazlası iç içe. Bolca aşk var, ama en çok da sevgisizlik var. Her ne oluyorsa sevgi yoksunluğundan olmuyor mu zaten? İşte kitaptan bir alıntı: “Allah bizi olacaklardan korusun.” (s. 144)
Ne acayip şey şu yaşamak. Bilmediğim bir yolda gözü kapalı yürümek gibi. “Allah’a emanet” yaptığımız bir şey. Ne olacağını/olabileceğini kestirmemiz pek mümkün değil. İyi/kötü sürprizlerle çokça karşılaşıyoruz yaşarken ve hiçbirisine itiraz etme gibi bir seçeneğimiz de yok. Çinli yazar Yu Hua’nın kitabının adı, tam olarak bu yüzden “Yaşamak” sanırım. Peki neden bunca acı sırlanmış hayatın içine? Romanın ana karakteri Fugui yaşadıklarını anlatırken bu soru dönüp duruyor zihnimde. Ve okudukça, yaptığımız hataların ya da aldığımız yanlış kararların geleceğimizi nasıl şekillendirdiğini görüyorum. Yaşadığımız acılara da o hatalar ve yanlış kararlar neden oluyor sonuç olarak. Belki de o yüzden, “Yanlış söz söyleme, yanlış yatakta uyuma, yanlış eşikten girme, elini yanlış cebe atma.” (s. 143) uyarısında bulunuyor yazar. Roman, “Hayatın anlamı ne?” sorusunu sormak için okuru neredeyse zorluyor. Böylece, Fugui’nin hayat hikayesinin ayrıntılarını öğrenirken Çin’in toplumsal ve tarihsel değişimlerine de şahit oluyoruz: “Ülke sorunlarına karşı ilgisiz değildik, sadece olanları anlamıyorduk.” (s. 150)
Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nden kelimeler:
- anekdot – hikâyecik
- jenosit – soykırım
- pena – mızrap
Bir diğer Çinli yazar Zhang Wei’nin kült romanı olarak tanımlanan Kadim Gemi, Yu Hua’nın “Yaşamak” kitabında anlatılanların genişletilmiş versiyonu bana göre. İnsanlar hayatta kalma mücadelesi verirken kendilerini neden bu mücadeleyi vermek zorunda olduklarını sorgularken buluyorlar yine ve yine bir cevap bulamıyorlar. Bir de ne görsünler, o arada nasıl olduysa hayat bitmiş. “Yapmam gereken ama yapmadığım ne çok iş var.” (s. 163) diyen çıksa da aralarında, dünya işinin yalnızca hayatta olanlar için geçerli olduğunu ancak ölüm geldiğinde kabul ediyorlar. Bir kasabada ortaya çıkarılan eski bir ahşap gemiden dolayı kitabın adı Kadim Gemi. Çin’in kendisi için bir metafor görevi görüyor bu isim. Sanayileşme ve siyasi çalkantı gibi kurtuluş sonrası dönemdeki radikal değişimlere rağmen Çin halkının geçmişiyle kurduğu kalıcı bağı ve uzun tarihini temsil ediyor. Geminin varlığı, Zhang Wei’nin romanının ana teması olan gelenek ve modernleşme arasındaki çatışmayı vurguluyor. Şu “modernleşme” yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı zaten! Hoş, geleneklerin de zulüm aracı olarak kullanılması ayrı bir tartışma konusu. İşte kitaptan bir alıntı: “Fırsatını bulduklarında yaptıkları tek şey sefaleti yaymak.” (s. 375)
onlar gelmeden önce de vardı bu dünya, bu ev, bu bahçe;
onlar gittikten sonra da var olacak
viva la muerte!