10257.

ayağımızı, bacağımızı, başımızı koparıp eğleniyorlar acılarımızla viva la vida!

10258.

Suriyeli yazar Rafik Schami’nin kitap­larını okurken bir masalın içinde oldu­ğum hissine kapılıyorum. “Hattatın Sırrı” da o büyülü dünyanın kapısını açtı yine. 1950’lerin Suriye’sinde gez­diriyor beni yazar. Şam sokaklarında, binaların içinde, duvarların ardında yaşananları görmem için gizemli bir şekilde kurgunun bir parçası yapıyor beni üstelik. “Sokaklar, evler, meydanlar, çarşılar ne kadar da Antakya’ya benziyor,” diye düşünüyorum elimde olmadan. Kişisel yaşantı, politik ve kültürel olanla ustalıkla harmanlanmış. Farklı dinler­den insanlar, aynı yerde yaşasalar bile görünmez sınırlarla birbirlerinden nasıl da ayrılıyorlar. Yazıya dökülmemiş kurallarla çevrili hayatlar. Yine de her zaman birileri çıkıp bu kurallara karşı koyma cesaretini gösterebiliyor. Açık açık bunu yapamayanlar da başka çö­zümler buluyorlar kendilerine hayatı yaşanabilir hâle getirmek için. Kültür­ler, insan yapımı kadim yapılar. Kadim olmaları, değiştirilemez unsurlara sahip oldukları anlamına gelmez ya da gelme­meli. Aslolan -her kim olursa olsun- in­sanın mümkün olan en iyi şekilde yaşa­ması bana göre. İnsana rağmen insanca yaşamak için direnenler bugüne kadar hep var oldu, olmaya da devam edecek. Hattatın Sırrı’nda bolca dedikodu var. Zulüm, entrika, güç mücadelesi, kibir, intikam, bağnazlık, çarpık ilişki ve çok daha fazlası iç içe. Bolca aşk var, ama en çok da sevgisizlik var. Her ne oluyorsa sevgi yoksunluğundan olmuyor mu za­ten? İşte kitaptan bir alıntı: “Allah bizi olacaklardan korusun.” (s. 144)

10259.

Ne acayip şey şu yaşamak. Bilmediğim bir yolda gözü kapalı yürümek gibi. “Allah’a emanet” yaptığımız bir şey. Ne olacağını/olabileceğini kestirmemiz pek mümkün değil. İyi/kötü sürprizlerle çokça karşılaşıyoruz yaşarken ve hiçbi­risine itiraz etme gibi bir seçeneğimiz de yok. Çinli yazar Yu Hua’nın kitabının adı, tam olarak bu yüzden “Yaşamak” sanırım. Peki neden bunca acı sırlanmış hayatın içine? Romanın ana karakteri Fugui yaşadıklarını anlatırken bu soru dönüp duruyor zihnimde. Ve okuduk­ça, yaptığımız hataların ya da aldığımız yanlış kararların geleceğimizi nasıl şe­killendirdiğini görüyorum. Yaşadığımız acılara da o hatalar ve yanlış kararlar neden oluyor sonuç olarak. Belki de o yüzden, “Yanlış söz söyleme, yanlış ya­takta uyuma, yanlış eşikten girme, elini yanlış cebe atma.” (s. 143) uyarısında bulunuyor yazar. Roman, “Hayatın anla­mı ne?” sorusunu sormak için okuru ne­redeyse zorluyor. Böylece, Fugui’nin ha­yat hikayesinin ayrıntılarını öğrenirken Çin’in toplumsal ve tarihsel değişimle­rine de şahit oluyoruz: “Ülke sorunları­na karşı ilgisiz değildik, sadece olanları anlamıyorduk.” (s. 150)

10260.

Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nden kelime­ler:

  • anekdot – hikâyecik
  • jenosit – soykırım
  • pena – mızrap

10261.

Bir diğer Çinli yazar Zhang Wei’nin kült romanı olarak tanımlanan Kadim Gemi, Yu Hua’nın “Yaşamak” kitabında anla­tılanların genişletilmiş versiyonu bana göre. İnsanlar hayatta kalma mücadelesi verirken kendilerini neden bu mücade­leyi vermek zorunda olduklarını sorgu­larken buluyorlar yine ve yine bir cevap bulamıyorlar. Bir de ne görsünler, o ara­da nasıl olduysa hayat bitmiş. “Yapmam gereken ama yapmadığım ne çok iş var.” (s. 163) diyen çıksa da aralarında, dün­ya işinin yalnızca hayatta olanlar için geçerli olduğunu ancak ölüm geldiğin­de kabul ediyorlar. Bir kasabada ortaya çıkarılan eski bir ahşap gemiden dolayı kitabın adı Kadim Gemi. Çin’in kendisi için bir metafor görevi görüyor bu isim. Sanayileşme ve siyasi çalkantı gibi kur­tuluş sonrası dönemdeki radikal deği­şimlere rağmen Çin halkının geçmişiy­le kurduğu kalıcı bağı ve uzun tarihini temsil ediyor. Geminin varlığı, Zhang Wei’nin romanının ana teması olan ge­lenek ve modernleşme arasındaki ça­tışmayı vurguluyor. Şu “modernleşme” yüzünden başımıza gelmeyen kalmadı zaten! Hoş, geleneklerin de zulüm aracı olarak kullanılması ayrı bir tartışma ko­nusu. İşte kitaptan bir alıntı: “Fırsatını bulduklarında yaptıkları tek şey sefale­ti yaymak.” (s. 375)

10262.

onlar gelmeden önce de vardı bu dünya, bu ev, bu bahçe;

onlar gittikten sonra da var olacak

viva la muerte!

Bu yazıyı paylaşın