Vardiyalı ömür gece ve gündüzün ardı sıra
Yürüyor karanlığın ilk noktasından son noktasına
Ve rüyalar başkentinde mevsim sonbahar
Faniliğin türküsünü çağırıyor dökülen yapraklar

Kalpsiz kelimelerin insafına bırakılmış gözyaşları
Kapıyı çarpmadan gidenler için bestelenmiş şarkılar
Yazısı silinmiş mezar taşlarının haykırışıdır tarih
Zindanlardan kanatlanan özgürlüktür rüyalar

Bırak yansın kara geceler savrulsun rüzgâr
Zalimin zulmünü mazlumun gözyaşı boğar
Tufan gününden kalmış bir hınçla yağar yağmur
Ve bahar bahçelerinde açan çiçekler solar

Zafersiz geçen günler kendi kendisiyle savaşmakta
Bir ruh acı çekiyor kazanan ve kaybedenlerin arasında
Suyun dışında bırakılmış bir balık gibi insan
Kendi kendisinin ağlarına takılmış çırpınmakta

Hüzünler gelir geçer aynalardan aynalara
Solan gençliğin hikâyesi taşar albümlerden
Ne mutlu kendi eceline gülümseyenlere
Ne mutlu ceketini giymeden gidebilenlere

Bir noktadan bir noktaya koşarken ayaklar
Rüyalar tabirini arıyor uykular sahibini
Yılkı atların yelelerinde savruluyor gökyüzü
Harman zamanının telaşına gömülürken köyler

Saatlerin kendi kendini tükettiği zamanlarda
Saniyelerin kanat takıp uçtuğu vakitlerde
Layıkıyla sevemedim diye hayıflanıyor insan
Elden çıkıp gitmiş her şey bir anne gibi özlenirken

Bulmacalarda sorulan üç harfli bir sancı değildir ask
Kendi ekseni etrafında dönüp duran bir dünyada
Yoksul düşlerin zengin ıstırabına gömülürken akşamlar
Kendi etrafında dönmeyenlerin harcıdır ancak

Kırık bir kafes gibi sallanıyordu pencere önlerinde
Ölümü gömleğimin sağ cebime koyup giderken
Yağmur kılıçların ninnisiyle uykuya dalmıştı çoktan
Şehirlerin demirden maskeleri arasında üşürken çocuklar