Fatma Balcı

Sıranız Geldi! 

“Sıranız geldi, bekleriz!” diyordu telefonun ucundaki ses. Oymalı tek koltuğa, meşe büfeye, kibrit eve, boş sergene baktı. Zamana sinen firkat, mekâna konan kasvetti dert. En çok da bir kedi gibi sırnaşan yalnızlıktı hüzün. Yalnız gelmek kolay da yalnız gitmek zordu.…

Kuyudan Miraca

Yalçın dağları aşan sabah, ovaya yeni bir günü müjdeledi. Sabah yeli dar kapıyı araladı, kuyu açıldı. Köpük köpük sırlar saçıldı etrafa. Küçük Hasan ayakkabılarını çıkardı, bildiği duaları okudu, iri gövdesini kuyuya bıraktı, şelaleden düşer gibi kuyuya indi. Kuyunun duvarları Arif’in…

Taş Uykusu                     

İpsiz kuyu, karanlığına çekerdi dipsiz hayalleri. Bağrındaki aktaşla maden ocağını aydınlatırdı. Bekçilerin ellerini karartır, içlerini ağartırdı. Madencilere düştükçe uçmayı öğretirdi. İsli tavanı, killi duvarı saklardı ölümlü yanını. Kuyudan çıkan iyi yaşardı, kuyuda kalan kötü ölürdü. Ölümlülerden kaçanı örümcek ağıyla yaşatır,…

Şefkat Rüzgârı

“Safran sabahların hicran gecesiGurbet kuşunun bitmeyen çilesi” Hazan yapraklarıyla birlikte bu iki mısra da sayfalara döküldü. Küçük yazı defteri hüzünle kapandı. Müennes bir edayla sıraya giren kelimeler de dağıldı. Hepsi başka bir heceye gebeydi. Mümbit cümlelerin muştusuydu. Üzerlerindeki örtüyü sıyıranlara…

Güllü Yemeni

“Mabetlere ve duvarlara uzaktan bakan kadınlar gördüm. Ağlayan, bağıran erkeklere inat sükût kesilen kadınlar bildim. Yasaklara, tabulara karşı elif gibi dimdik kadınlar tanıdım. Savaşların, iktidar mücadelelerinin hem müsebbibi hem de muhatabı olan kadınları öğrendim. Zeytin Dağı’ndan ihaneti seyreden kadınlar kadar…

Yağmadır

Kalabalıklar sürüyor atlarını karanlıklara. Gölgelerini bile bırakıp gidiyorlar dörtnala. Burada kala kalıyorum içimde büyüyen “Durun, kalabalıklar!” nidasıyla. Yalnızlığın girdabında, hüznün köşe başında… Birbirine değdikçe infilak eden sorularım, cama vuran kızgın kibrit gibi yanıtlarım var bu yağmurlu akşamda. “Bir şimşek de…

Anadili Selam Olan Kız

Gökyüzünün dingin maviliğinde bir gemi dolanıyor; belli belirsiz dumanını bırakıyordu. Leipzig’in metruk apartmanlarına demirliyor; Nietzche’nin Tanrı”yı kaybettiği sokaklara isyan dalgaları gibi vuruyordu. Doğunun limanları hep haşin, hep ıstıraplıydı… Batının doğusunda da olsa, doğunun doğusunda da olsa insanları hep yaslı, hep…

Müşfik Kanatlar

Gecenin demi yalnızlığa çökünce geçersin köşene. Yarım çayın, yetim şarkıların bir de kanayan yaraların…Gece daha da kanatır çünkü yıldızlar tuz serper yaralara… Kabuk bağlamaz yarandır sılaya hasretin, ailen… Onlarsız her yer gurbet, her yer ırak, her yer ayaz yahut çöl……

Yitik Tohum

Turnikelerin tek tek saydığı insanlar, yığınlar halinde iniyor tramvaydan. Yolculuk boyunca tek kelime edemeyenler, şikâyetlerini savuruyor etrafa şimdi. Kimi engelli yerindeki pazar arabasına sayıyor, kimi de ayakkabısına basan adama. Art arda gelen sinir nöbetleri ayyuka çıkıyor. Kimse göğe bakmıyor… Herkes bir yere yetişmeye…

Oldu mu?

Güneş, ihtiyar bir pişmanlık gibi ak dağlar üzerinden kıpkırmızı doğdu, Eskişehir’in kar soğuğu gecelerine beyaz kelepçeler vurdu. Porsuk’un buzları çatırdamaya, dağların karları erimeye başladı. Havanın bulutsuz oluşundan güzel bir gün olacağını tahmin eden babalar, fabrikalara gitmeden su sayaçlarının üstündeki süngerleri…

Talebe, Hafız ve Hattat

Rahman ve rahim esmaları birer kandil olmuş besmele çeken dudakları nurlandırıyordu. Yüreklere sevgi ve aşk tohumları ekerek Rabbi’ne giden yolu buluyor, yolcu olmanın şerefini taşıyordu. Zamanı silen anda yaşayan yüreklerin ülkesine, Mekke’ye giden yollar kısalıyordu her namazdan sonra. Açılan eller…