Yavuz Selim Yaylacı

Halik Bilir

Daha güçlüyüz artık, haberliyizGeçti sonu yok denilen kaygılarKalan ebedi sürecek bir hal, razıyızDeseler kayık delik, kıyı uzakGölgesiz dururuz, savrulmayız Suda rahat yok balığaBoş dönmeyen oltalar ve sevinçlerleOnları biz tuttuk sanırız, tutulmuşturBiz aldık sandığımız her ne varsaOnlar sahibince bize sunulmuştur Ömür…

Olursa Sabah Her Şeye Rağmen

Suya Aksa gibi eğilememek bizimkisiCüzzamı günden güne yayılmış bir haritayaTek gözle bakıp geçmek aslında Büyük resimlerin, koca salonların ışıkları kapanıyorEve herkes ufacık kalbine sığdırdığıyla dönüyor yaİşte öyle bir akşam, ben eşim ve beşikte kavgamYeniden anlamlandırıyorum dünyayı Ne zeytin dalı ne…

Kısık Sesler Marşı

Mümkün mü ben bu koca otobüsteKim varsa hepsiyle aynı şeyi düşünürümAynı derde farklı bakarız hem de her günBazımız görmüyor, görmek de cürüm Çocuğunu öpüp yola koyulan askerler gibiyizİstanbul’da boğaza başka manada bakanlar olarakHep beraber otobüs camından bir kartpostalı izlerizİnanırız vakit…

Taşlar Taş Üstündeyken

Sıkıştık bu çağda hesaplı gülüşlerininci mezar taşları arasınaÖğütülmüş acılarlayız dinmez sancılarlasabaha zor çıkarız konuşsak Dilimiz yorgun sesimiz kesikBakınca şu kurumuş dallara, diyorumKıyama kalksak toprağın bağrındatomurcuğa duran Harun’un asasıolur musunuz rüyalarımıza Yüzümüzde söze dair ne eksiksealnımızda silinmiş izleri ararkendoğrulsak yine de…

Ne

Yaslandığında taşlaraÇatırdayan yanların var, şairsinBize böyle konuş diyorlarDuymak istediklerimizden Dağların taştan olduğunu hatırlatVe ırmakların serin sularınıAnlatma kuzuların diliyleÇoktan çekildiğini suların Acımızı çağıldatma, gülüyoruzBastığımız yer muamma mı neOlsun, yine de yürüyoruzTaşkın bir şehri soluyoru

Dallar Hû

Biz şu titreyen dallarız Tereddüdü gövdesine taşıyan üşümüş dallar Rüzgarın kırdığı yarım kıldığı Toprağın gövdesine saplanan o titrek dallar Yeşerdiğimiz oldu meyve ile baş eğdiğimiz Baharlarımızda tüm dünya çiçeklendi Yazları serinliğin yeriydi gölgemiz fakat Kış oldu yalnız kaldık kırıldı içlerimiz…